Takip Edin

KÜLTÜR SANAT

Uluslararası Türk Akademisi, 2021’i “Ali Şir Nevai Yılı” ilan etti

Kazakistan’ın başkenti Nur Sultan’da yer alan Uluslararası Türk Akademisi, “Ali Şir Nevai Yılı” açılış etkinliği düzenledi.”Doğu’nun Parlak …

Yayınlanma tarihi

-

Kazakistan’ın başkenti Nur Sultan’da yer alan Uluslararası Türk Akademisi, “Ali Şir Nevai Yılı” açılış etkinliği düzenledi.

“Doğu’nun Parlak Yıldızı Ali Şir Nevai” konulu konferansa Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Darhan Kıdırali, Özbekistan’ın Nur Sultan Büyükelçisi Saidikram Niyazhocayev, ünlü Kazak şairi ve tercüman Nesipbek Aitulı, Ali Şir Nevai Taşkent Özbek Dili ve Edebiyatı Üniversitesi Rektörü Şuhrat Sirociddinov, Avrasya Yazarlar Birliği Başkanı Yakup Ömeroğlu’nun yanı sıra Türk dünyasının tanınmış devlet ve bilim insanları katıldı.

Çevrim içi konferansta konuşan Kıdırali, ünlü şair ve devlet adamı Ali Şir Nevai’nin doğumunun 580. yıl dönümü dolayısıyla 2021 yılının akademide “Ali Şir Nevai Yılı” olarak ilan edildiğini belirterek, “Söz konusu konferans, bütün sene boyunca gerçekleştireceğimiz etkinliklerin başı olacak. Tüm üye ülkelerimizde Türk dünyasının önemli şahsiyeti Ali Şir Nevai’nin hayatı ve eserleri ile ilgili bilimsel konferanslar yapmayı planlıyoruz” diye konuştu.

BURS VERİLECEK

Akademi tarafından Ali Şir Nevai bursunun tahsis edileceğini de kaydeden Kıdırali, “Nevai mirasına ilişkin bilimsel araştırmalara burs verilecek. Ayrıca eserlerini Türk dillerine kazandırmaya devam edeceğiz” ifadesini kullandı.

Ünlü Kazak şair Nesipbek Aitulı ise 30 yıldır Ali Şir Nevai’nin eserlerini incelediğini belirterek, “Nevai’nin zengin mirası, nesilden nesle aktarılmalıdır” dedi.

Kaynak: NTV

KÜLTÜR SANAT

Cezeri’den ilhamla Robotik Raks

Gedik Sanat, beşinci projesinde ilginç bir performansa imza atıyor ve Roboweld Robot teknolojileri markasıyla birlikte dans ve müziği bir araya …

Yayınlanma tarihi

-

Gedik Sanat, beşinci projesinde ilginç bir performansa imza atıyor ve Roboweld Robot teknolojileri markasıyla birlikte dans ve müziği bir araya getiriyor. Projede İDOB Baş koreografı Ayşem Sunal Savaşkurt’un hazırladığı koreografiyle İDOB Baş Dansçısı İlke Kodal’ın performansı, robotlarla bir araya gelerek teknolojik dönüşüme mercek tutuyor.

Dönüşen ve değişen dinamiklere çağdaş sanat yaklaşımıyla mercek tutan dijital Robotik Raks, tarih, bilim, teknoloji, dans ve müziği bir araya getirdiği çalışmasında izleyiciyi çok yönlü düşünmeye yönlendiriyor. Projenin müziği ise, 12. yüzyılda yaşamış Müslüman alim El Cezeri’nin ilk robotik üretimlerinden esinlenilerek Mehmet Can Özer tarafından bestelendi. Özer, Cenevre ve Zürih Konservatuvarlarında yaptığı akademik çalışmalar neticesinde «Aşure» adını verdiği bir müzik yazım biçimiyle eserlerini hazırlıyor.

12.yüzyılla günümüz arasında sorgulayıcı bir köprü kuran Robotik Raks, 25 Şubat akşamı dijital olarak izleyiciyle buluştu. Fakat projeyi izlemek isteyenler için bir fırsat daha var. Robotik Raks, Gedik Sanat’ın Youtube kanalı üzerinden izlenebilecek. Bu ilginç projeyi Gedik Sanat Proje Koordinatörü Begüm Özay ve besteci Mehmet Can Özer’den dinledik..

Mehmet Can Özer

Robotik Raks projesi nasıl doğdu?

Begüm Özay: Gedik Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı’na bağlı olarak çalışmalarını sürdüren Gedik Sanat, Gedik Kaynak bünyesindeki Roboweld marka robotlardan esinlenerek bu çalışmayı oluşturdu. 12. yüzyıl ile 21. yüzyıl arasında bir bağ oluşturmak isteyen bu çalışmada Gedik Kaynak Roboweld robotları; Mehmet Can Özer’in elektro akustik bestesi, Ayşem Sunal Savaşkurt’un koreografisi, İlke Kodal’ın dans performansı ile buluştu.

TEKNOLOJİNİN DÖNÜŞÜMÜNÜ GÖSTERMEK İSTEDİK

Robotlarla bir araya gelerek teknolojik dönüşüme mercek tutuyor Robotik Raks. Dans gibi fiziki bir performansı robotik bir dille anlatmak nasıldı?

Begüm Özay: Sanayi devriminin 4-0 şeklinde tanımlanan sürecinde robotlar ve insanlar kolaboratif bir şekilde ortak çalışma yürütmektedir. Buna bağlı olarak İlke Kodal robotlarla ortak bir dans performansı gerçekleştirmiştir. Teknolojinin yaşamın bir parçası olarak dönüşümünü dans ve robotların birlikteliği ile göstermek istedik.

Proje Cezeri’nin robotik çalışmalarından esinlenerek üretilmiş. Nasıl esinlendiniz Cezeri’den?

Mehmet Can Özer: Gedik Sanat tarafından aldığım eser siparişi, onların robotlarının dünya lansmanı için bir proje olacaktı. Ben de El-Cezeri’den bahsettim, aslında bu topraklarda neredeyse 1000 yıldır böyle bir heves ve uygulama olduğu için. Cezeri’nin asıl önemi otomaton (robot) yapması değil, ki bu ondan da yaklaşık 1000 sene öncesine giden bir çalışma. Onun tarihte ilk kez yaptığı, robotların birbirleriyle etkileşimini sağlamak, kısacası bilinmediği üzere sibernetiğin babası olması.

ZENGİN KÜLTÜRÜMÜZ MÜZİĞİN DİLİNDE

Cezeri’nin yapıtları bu projeye nasıl ilham verdi? Aynı zamanda projeyi nasıl şekillendirdi?

Mehmet Can Özer: Cezeri’nin “Kitab-ül Hiyel” adlı eserindeki otomaton çizimleri, bunların işlevleri benim hayal gücümü tetikledi. Buradan hareketle 3 bölümlük bir eser besteledim. Robotlar tamamen kaldıraç prensipleriyle çalışıyor, dolayısıyla kullandığı malzemelerin yani ahşap, su ve metal seslerini başkalaştırarak bu müziği besteledim. Sesleri başkalaştırmak ve yeniden üretmek için kendi yazılımım olan “Aşure”yi kullanıyorum ve geliştiriyorum, yaklaşık 14 senedir onunla yüzlerce konser verdim dünyada. Benim temel heveslerimden biri, bu toprakların zengin kültürü ve kültürler arası etkileşimlerini kendi müzik dilimde eritmek olarak özetlenebilir.

Kaynak: Yeni ŞAFAK

Devamını oku

KÜLTÜR SANAT

‘Kusursuz kulak’ Bager, karla kaplı Muş Ovası’nda piyano çaldı

Murat Paşa Mahallesi’nde yaşayan doğuştan görme engelli ve “absolut” (kusursuz) kulağa sahip Çalışcı, kendini geliştirmek için çalışmalarını …

Yayınlanma tarihi

-

Murat Paşa Mahallesi’nde yaşayan doğuştan görme engelli ve “absolut” (kusursuz) kulağa sahip Çalışcı, kendini geliştirmek için çalışmalarını sürdürüyor.

Yeteneğini keşfeden kendisi gibi görme engelli müzik öğretmeni Caner Keser’in desteğiyle köyde konser veren Çalışcı, karla kaplı arazide ağacın altında piyano çalma hayalini babasına iletti.

Bunun üzerine oğlunu Muş Ovası’na getiren baba Çalışcı, bir ağacın altında piyano çalmasını sağlayarak, mutluluğuna ortak oldu.

“Kusursuz kulak” Bager’in dokunuşlarıyla piyanonun tuşlarından yükselen melodiler, ovanın geniş arazilerinde doğanın sessizliğiyle bütünleşti.

“BU ORTAMDA PİYANONUN SESİ HARİKAYDI”

Çalışcı, AA muhabirine, doğada sessiz bir yerde piyano çalma hayalini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadığını söyledi.

Piyanoyu çok sevdiğini ve iyi eğitim alarak başarılı bir piyanist olmak istediğini anlatan Çalışcı, “Bunun için bir yolculuğa çıktım. Güzel hayallerim var. Kimseye yük olmadan kendi ayaklarım üstünde durarak bunları gerçekleştirmek istiyorum. Babam bana karın nasıl yağdığını anlattı. Ben de bozkırda, bembeyaz, karla kaplı alanda bir ağacın altında piyano çalmak istediğimi söyledim. Bu hayalimi gerçekleştirdim. Bu ortamda piyanonun sesi harikaydı. Beni heyecanlandırdı. Çok mutlu oldum. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a da piyano çalmayı çok istiyorum.” şeklinde konuştu.

“OĞLUMUN HAYAL ETTİĞİ GİBİ BİR YERE GELDİK”

Baba Çalışcı ise piyano sesinin doğada nasıl yankı bulacağını merak eden oğlunun isteğini yerine getirdiğini belirtti.

Oğlunun hayallerini gerçekleştirmesi için elinden gelen desteği vereceğini aktaran Çalışcı, şunları kaydetti:

“Oğlumun hayal ettiği gibi bir yere geldik. Ona bembeyaz bir ovanın ortasında ve bir ağacın altında olduğumuzu anlattım. Çok heyecanlandı ve uzun süre piyano çaldı. Sessiz ortamda nota seslerinin kulağına nasıl geleceğini öğrenmek istiyordu. Bu tür ortamların kulağını, beynini geliştireceğine inanıyoruz. Çok yetenekli bir çocuk. Bazen yerde uzanıp başını ellerinin arasına alarak saatlerce kafasındaki sesleri dinler. Sonra kalkıp piyanoyla bestesini çalar. Sanki daha önce yaptığı beste üzerinde saatlerce çalışmış gibi net bir çalışma çıkarır. Burada yaptığımız etkinlik onun bu yolculuğundaki çalışmalarına ışık tutacak.”

 

 

KAYNAK: AA

Devamını oku

KÜLTÜR SANAT

Afrika’da iktidar kabalığı üzerine

İBRAHİM DEMİRCİHece dergisi ve yayınları, Afrika’ya özel bir önem veriyor. Hece’in 2007 yılı Haziran sayısı iki ciltlik bir Afrika Özel Sayısı …

Yayınlanma tarihi

-

İBRAHİM DEMİRCİ

Hece dergisi ve yayınları, Afrika’ya özel bir önem veriyor. Hece’in 2007 yılı Haziran sayısı iki ciltlik bir Afrika Özel Sayısı olarak yayımlanmıştı. Özel sayının 1. cildinde Achille Mbembi’nin “Hareket Halindeki Zaman” başlıklı yazısını İsmail Aydın’ın Türkçesiyle okumuştuk (s. 138-159). Yazının 2. dipnotunda bu metnin On the postcolony adlı eserin giriş makalesi olduğu ve o kitabın Hece Yayınları arasında çıkacağı haber verilmişti. O haber nihayet gerçekleşti ve Postkoloni Üzerine, Merve Yalçın ve Mesut Yalçın’ın Türkçesiyle okura sunuldu.

Dergideki “Hareket Halindeki Zaman”ı kitapta “Akıp Giden Zaman” biçiminde görünce çeviri işinin ne kadar cilveli bir iş olduğunu düşünmeden edemedim.

Postkoloni Üzerine’nin editörlüğünü üstlenmiş olan Ahmet Sait Akçay, kitaba bir önsöz yazmış. Akçay’ın 14 sayfalık önsözü, kitabın ana temalarını, yöntemini ve içeriğini âdeta özetleyen bir çalışma olmuş. Onu okuduktan sonra, kitabı okumasam da olur gibi bir duyguya kapıldığımı itiraf etmeliyim.

Kamerunlu yazarın çalışmasında dikkat çekici noktalardan biri, dipnotların çokluğu ve çeşitliliği. Birçok kaynağın ikinci bir dildeki versiyonunu da belirtmekten kendini alamamış. Afrika’ya ilişkin çalışmaların zenginliği, gerçekten hayret ve hayranlık uyandıracak boyutta. Kaynakça bölümü yirmi üç sayfa tutuyor (s. 309-332).

Yazar, eserine Conrad’ın romanı Karanlığın Yüreği’nden bir alıntıyla başlamış. “Hayır, insanlık dışı değildiler. Yani, aslında en kötüsü de buydu -insan olma ihtimalleri.(…).” (s. 3) Batılının bu benmerkezci bakışının hem kendisi için hem bütün insanlık için büyük sorunlara yol açtığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

“Afrika ile ilgili gerçekçi konuşmak şimdiye kadar kolay olmamıştır.” diyerek söze başlayan yazar, bir cümle sonra ilk dipnotunu vererek okuru kendisinin bir yazısına yönlendiriyor. O yazı otobiyografik bir metin ve doğrusu beni heyecanlandırıyor. O metni bulmak ve okumak isteği kabarıyor içimde.

“Bitmeyen dogmatik uyku”dan söz eden yazar, Batılı bütün yaklaşımlar hakkında esaslı tespitler yapıyor, kayda değer eleştiriler yöneltiyor (s. 6-16). Bunu yaparken oldukça mütevazı davrandığı dikkati çekiyor: “Asıl amacım, ‘mevcut gerçekliği tüm dolaysızlığıyla yakalamak ve yeniden oluşturmak’ olmadı hiçbir zaman. Dünyaya doğan ve onun bir parçası olan bana, söylenemeyen şeyleri ifade etmeye çalışmak yetiyordu.” (s. 29).

ÖĞRENTİCİ DÜŞÜNDÜRÜCÜ VE EĞLENDİRİCİ

Postkoloni Üzerine Achille Mbembi ÇEv. Merve Yalçın, Mesut Yalçın Hece Yayınları 2021 352 sayfa

Kitabın birinci bölümü: “Buyruk üzerine”, öldürme hakkı, itaat ve itaati meşru kılma biçimleri; şiddet, transferler ve tahsisat, içpatlama alt başlıklarına ayrılmış.

İkinci bölüm: “Şahsi, dolaylı hükümet”, ekonomik şiddet, kamu iktidarı ve şahsi egemenlik: devletin maskeleri, bir ihtimal olarak demokrasi konularını ele alıyor.

Üçüncü bölüm: “Kabalığın estetiği”, aşırılık ve sömürü yaratıcılığı, samimi zorbalık başlıkları altında Afrika’da siyaset ile toplum arasındaki ilişkiyi değerlendirmeye çalışıyor.

Kitabın öğretici ve düşündürücü olduğu kadar eğlenceli de olan bölümü, dördüncü bölüm: “Nesne ve varyasyonları”. Altı alt başlığa ayrılan bu bölümde 22 karikatür de yer alıyor. (217. sayfadaki karikatüre 22 yerine yanlışlıkla mükerreren “19” numarası verilmiş.) Benzerlerini Asya’nın ve Güney Amerika’nın çeşitli ülkelerinde ve elbette ülkemizde de görebileceğimiz “otokrat”ın gülünç veya acıklı davranışlarının sergilendiği karikatürler ve yorumlardan bazıları insanı gülümsetirken çoğu, insanın içini acıtıyor. “Bir anda eski bir Hristiyan olan otokrat bir Müslüman’a dönüşür. Sonraki dakika, yerde secde ederek surelerini okur. Aynı şekilde, masonlar gibi davranmaz; onlardan biri olur. Tüm bu şekil değiştirmeler yetmezmiş gibi, daha sonra bir Rosicrucian (Gül Haçlı) olur.” (s. 201).

İNANÇ ÜZERİNE

Beşinci Bölüm: “Dünya dışı”. Hezeyan ve kölelik alt başlıklarını taşıyan bu bölüm, bir çeşit ölüm felsefesi olarak da okunabilir.

Altıncı bölüm “Tanrının Fallusu”nu okurken Vole Soyinka’nın Afrika Üzerine kitabı hakkında yazdığım metni hatırladım: “Wole Soyinka da bir Afrikalı olmasına rağmen pek çok Avrupalı düşünür gibi, Tanrı’nın insan zihni tarafından üretilmiş bir ‘kavram’ olduğuna inanıyor.” (Yeni Şafak Kitap, 15.09.2018) Achille Mbembe de “tek Tanrı fantezisi”nden söz ediyor. Yahudilik ve Hristiyanlığın tanrı algısından ve tarihinden söz eden yazarın bu bölümde Müslümanlıktan hiç söz açmaması ilginç göründü bana.

Kitabın sonuç bölümü: “Son dönemeç”in alt başlıkları: Köle, hayvan ve yerli; vahşileşme süreci, ayna ve barındırdıkları.

Postkoloni Üzerine duyarlı, bilgili, bilinçli ve esprili bir zekânın sunduğu bir şölen sanki. Yazar, son paragrafta Nietszche’den bir alıntı yapmış: “Önce bir insan olarak eğlenmeyi öğrenmeliyiz.” (s. 307).

Eğlenmeyi öğrenelim ama daha çoğuna ihtiyacımız var. Faruk Uysal’ın Hece’nin Şubat 2021 sayısında yayımlanmış olan “Bilal” şiirinin son dizeleri o ihtiyaca işaret ediyor:

bir kez olsun kalbinizle dinleyin
efendilik artık bitsin
hissetmek çıplak ayaklarınızı toprağa haz versin.

Kaynak: Yeni ŞAFAK

Devamını oku

ÖNE ÇIKANLAR