Takip Edin

GÜNDEM

New York Times: Milyonlarca Suriyeli için imkan sunan tek ülke Türkiye

New York Times gazetesi, son zamanlarda terör örgütü YPG/PKK’ın bombalı saldırılarına maruz kalan Afrin’i ve kentin Türkiye sınırına yakın …

Yayınlanma tarihi

-

New York Times gazetesi, son zamanlarda terör örgütü YPG/PKK’ın bombalı saldırılarına maruz kalan Afrin’i ve kentin Türkiye sınırına yakın bölgelerdeki mülteci kamplarını anlatan geniş bir gözlem yazısı yayımladı.

20 Ocak 2018’te Türk Silahlı Kuvvetlerinin terör örgütü YPG/PKK’yı bölgeden temizlemek için başlattığı Zeytin Dalı Harekatının dünyada büyük eleştiri aldığı hatırlatılan yazıda, “Ancak bugün, onların koruduğu Suriyeliler, tüm zorluklara rağmen Türklerin orada olmasından memnunlar” ifadelerine yer verildi.

Gazetenin Türkiye Büro Şefi, Charlotta Gall imzalı yazıda, “10 yıllık Suriye iç savaşının son bulması konusunda dünyanın kafası karışıkken Türkiye, 5 milyon civarında evlerinden edilmiş ve zor durumdaki sivilleri korumak için bölgede bulunan tek uluslararası güç. Bugün Beşar Esed güçleri ile Rus müttefiklerinin muhtemel katliamlarının önünde bir tek Türk askerleri var.” ifadeleri dikkati çekti.

“TÜRKİYE BÖLGEDE GÜVENİLİĞİ SAĞLADI”

Özellikle de Şam ve Halep’teki saldırılardan kaçarak bölgeye gelen mültecilerin çok büyük zorluklarla karşı karşıya kaldığını detaylandıran yazıda, Türkiye’nin bölgede güvenliği sağladığına ve yerel meclisler kurarak bölgeyi yönettiğine işaret edildi.

Gözlem yazısında, “Türkiye kenti kendi elektrik ağlarına bağlayarak yıllardır süren elektriksizliği sonlandırdı, bölgede Türk cep telefonu hatları ve Türk parası kullanılıyor ve 500 Suriyeli şirket sınır ticareti için kaydedilmiş durumda.” ifadesine yer verildi.

Yazıda görüşlerine yer verilen Hatay Vali Yardımcısı Orhan Aktürk, “Amacımız, onların hayatlarını daha da normalleştirmektir. İnsanlar hayata tekrar dönsünler diye okulların ve hastanelerin açık kalmasını sağlıyoruz.” ifadesini kullandı.

Kentteki bombalı saldırılarla ilgili ise Aktürk patlatılan araçların kamyonlarla YPG/PKK işgali altındaki Münbiç ilçesinden getirildiğini tespit ettiklerini belirtti.

“TEK ÜLKE TÜRKİYE”

Gazeteye konuşan yerel meclis üyesi Said Süleyman, Türkiye’nin verdiği yardımların ötesinde daha fazla uluslararası insani yardıma ihtiyaç olduğuna dikkat çekerken, yazıda “Ancak milyonlarcası için imkan sunan tek ülke Türkiye.” ifadesine yer verildi.

Bölgedeki öğrencilerin Türkiye’de iş ve eğitim imkanı bulmak için Türkçe öğrendiği kaydedilen yazıda, oradaki insanların savaşın şartları aynı olduğu sürece kendi memleketlerine dönemeyeceğine dikkat çekildi.

“TÜRLER OLMADAN HAYATTA KALAMAYIZ”

Şam’ın güneyinden kaçarak bölgeye gelen mültecilerden Süleyman Carir gazeteye verdiği demeçte, “Türkiye bize koruma sağlamadan kendi köylerimize dönemiz mümkün değil. Türkler olmadan biz hayatta kalamayız.” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynak: Yeni ŞAFAK

GÜNDEM

Öcalan’ın istismar ettiği kız çocukları bu sözlerle kandırılıyordu: Başkana erkek gözüyle bakma o bizi özgürleştiriyor

PKK terör örgütü çocuk yaşta kızları kaçırmak suretiyle hem annelerin hem de örgüte katılan kadınların hayatını zindana çeviriyor. AK Parti …

Yayınlanma tarihi

-

PKK terör örgütü çocuk yaşta kızları kaçırmak suretiyle hem annelerin hem de örgüte katılan kadınların hayatını zindana çeviriyor.

AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Habibe Öçal tarafından büyük bir dikkat ve özenle hazırlanan PKK terörü ve Kadın isimli araştırma raporu dün, bugün ve yarına aynı anda ışık tutuyor.

Özellikle raporda kullanılan fotoğraflar ise pişman olup terör örgütünün elinden kaçarak ailesine geri dönen kız çocuklarının yaşadıklarını belgeler nitelikte.

Örgütte militan olarak bulunan birçok kadın, ilk fırsatta örgütten ayrılarak orada yaşadıkları hayatı kâbus olarak nitelendiriyor ve en kötü aile hayatının bile PKK’nın kendilerine uygun gördüğü hayattan daha iyi olduğunu açık bir şekilde dile getiriyor.

PKK, özgürleştirmekten ve kurtuluştan bahsederken örgütten ayrılanlar örgütteki yönetici kadronun nasıl bir hegemonya oluşturduklarını, despotik yönetim tarzı sergilediklerini deşifre ediyorlar. Ayrılanlardan bir kısmı da etnik ideolojiden tam olarak kopmamalarına rağmen örgüt içindeki kadınların üst düzey örgüt yöneticileri tarafından istismar edildiklerini, aşağılandıklarını, tacize uğradıklarını hatta bundan daha kötü durumlarla karşılaştıklarını dile getiriyor.

PKK terör örgütünün dağa kaçırmak için hedef aldığı kişilerin ailevi yapısına baktığımızda bunların; boşanma, ilgisizlik, aşırı baskı ve yoksulluk yaşayan, etrafında ihtiyaç duyduğu desteği bulamayan ailelerin çocukları olduğu ve örgütün bu ailelerin çocuklarını kandırıp istismar ettiği görülmektedir.

Özellikle fakir aile kızları; iş, maaş ve özgürlük vaadiyle kandırılarak kaçırılıyor. Çocuk yaştaki kız ve erkekler, okullarını ve ailelerini bırakarak terör örgütüne katılmışlar ve örgüt tarafından istismar ediliyor. HDP ve onunla iş birliği içindeki dernek ve kuruluşlar âdeta örgüte üye toplama ve hazırlama merkezi olarak işlev görüyor. Kendileriyle görüştüğümüz Diyarbakır Anneleri ve PKK’dan ayrılan kızlarımız bunu açık bir şekilde ortaya koymakta.

Batı “kadın hakları savaşçısı” süsünü kullanıyor

Terör örgütü PKK kendisini karı ve kocanın, annenin ve babanın olmadığı bir dünyaya hazırlamaktadır. Kürt toplumunun geleneksel değerlerini tahkir etmesinin ve sürekli olarak özgürlük vurgusu yaparak kız çocuklarını cinsiyetin olmadığı bir kimliğe çağırmasının sebebi budur.

Yurt dışında yapılan birçok çalışmada ve medyaya yansıyan haberlerde, PKK’lı kadın teröristler; Marksizm, sosyalizm ve şimdilerde feminizm vb. ideolojilerin belirlediği kavram çerçevesi içerisinde gündeme getirilmekte ve “kadın hakları savaşçısı” imgesiyle ustaca süslenmektedir.

Öyle görünüyor ki bu çalışmaların önemli bir kısmı PKK için çizilen stratejinin birer parçası. Bu çalışmalar, terör örgütünün kadın öğretmenleri öldürdüğüne, öğretmenleri öldürerek erkek ve kız çocukların eğitime ulaşmasını engellediğine, çocuk yaştaki kızları dağa kaçırdığına, terör kamplarındaki tacizlere ve istismarlara yer vermemekte ve çocukları kaçırılan annelerin feryadını da görmezden gelmektedir. Terör kampları, dağcılık sporu ya da izcilik kampı olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.

Cinsiyetsizleştirme ya da “Kutsal Militanlık”

PKK bir yandan geleneksel değerlere savaş açarken diğer yandan kendi eylemlerini meşrulaştırmak için geleneksel değerleri kullanmaktadır. Terör örgütü her türlü kutsala, aile değerlerine, namus kavramına karşı savaş açmış ve feminist ideolojiyi kendisine dayanak yapmış olmasına rağmen ailelerin endişelerini gidermek maksadıyla sahte bir kutsal üreterek dağa çıkan kadınların bacıkardeş oldukları ve toplumun namusunu korumak için orada bulunduklarını ileri sürmektedir.

Bu durumda, güya kendi ait oldukları gelenekteki söylemleri kullanarak ailelerin bu durumu kabullenmelerini istemektedir. Bunun inandırıcı olmaması bir yana terör örgütünün geliştirmiş olduğu bu savunma mekanizması, ailelerin dağa çıkan ve orada erkek teröristlerle bir arada bulunan kızlarının durumundan endişe duyduklarını göstermektedir.

Aksi takdirde kadını özgürleştirmeyi hedef olarak benimseyen örgütün faaliyetlerini kutsal bir çerçeve içine yerleştirmesi mümkün görünmemektedir. Çünkü bölgedeki cari olan anlayışa göre kadınların, kızların aileden habersiz evden ayrılması aslında aile için katlanılması zor bir durumdur.

Normal gündelik hayatlarında kadınların erkeklerle bir araya gelmesini kabul etmeyen örgüt mensupları ya da örgütün uzantısı durumundaki yasal siyasi kuruluşu temsil eden erkekler, örgüt içindeki kadın erkek ilişkilerini ya ideolojik bir faaliyet olarak ifade etmekte ya da kadını “kutsal dava”larının korumasına aldıklarını söyleyerek meşrulaştırmaktadırlar.

Tek elden yazılmış mektuplar kız çocukları eliyle ailelere veriliyor

Kendisiyle özel olarak görüştüğümüz PKK’nın kaçırdığı Songül Akbaş’ın annesi, kızının kaçırıldıktan sonra eve bıraktığı mektupta “Özgürlüğüme gidiyorum!” dediğini anlatmaktadır. Ancak annenin anlattıkları mektupların, onlar adına başka biri tarafından yazılıp çoğaltıldığını gösteriyor: “Eve gittim ablası babası uyuyor, o evde yok. Kocam, belki bir arkadaşıyladır, dedi. Hz. Süleyman Hastanesine gittim, orada da yoktu. Evdeki kızım bana telefon açtı dedi ki bir mektup yazmış: ‘Anne ben özgürlüğüme gidiyorum!’ İkizi dedi ki bu Songül’ün yazısı değil meğerse bunlar fotokopi yapıp çocuklara veriyorlar, giderken eve bıraksınlar diye.

Ailevi nedenler ve toplumsal baskı

Fatma Akbaş, kızı Songül Akbaş’ın arayışa girmesini ima yoluyla babasının, mesaiye kalmasına tepki göstermesine bağlıyor: “…Bizim sokak başında eve 100 metre yoktu. Sokak başında abiye kıyafet satan bir yer vardı, orda 12 gün çalıştı mesaiye kaldı diye babası göndermek istemedi. Bu sefer siz ayrımcılık yapıyorsunuz beni gönderin demeye başladı. 12 gün içinde kimliğini alıp kaydettiler. Fotoğrafını çektiler ben de dedim bunlar senin fotoğrafını çekiyorlar dağa falan göndermesinler.”

HDP kız çocuklarını kandırarak kaçırıyor

Türkan Mutlu, İstanbul Sultanbeyli’de eşinden ayrı yaşamaktadır. Kızı lise mezunu ve üniversite sınavlarına girip öğretmenlik bölümünü kazanmış ancak üniversiteye hiç başlamadan HDP aracılığıyla PKK tarafından kaçırılmış. Yedi yıldır kendisinden haber alınamamaktadır. Aile paramparça olmuş. HDP’li olduğunu söyleyen ve eşiyle ayrı yaşadığını bilen bazı kişiler kendisiyle eşinin ailesini barıştırmak bahanesiyle evlerine gelip tanışıyorlar, ailenin sonradan PKK’ya katılan kızlarıyla iletişimi hiç kesmiyorlar ve sonunda kızını kaçırıyorlar: “Yemin ediyorum ben HDP’nin binasını bile bilmiyordum. Dört tane çocuğum var; iki kızım, iki oğlum var. Babası ile ayrıyım. Kızım dershaneye gidiyordu. Bir gün büyük kızım aradı dedi ki anne dedi iki tane adam geldi tanımıyorum. Üstü başı düzgün. Biz, dedi HDP’den geliyoruz. (…) Beni kızımın babası tarafı ile barıştırmaya çalıştırdılar sonra bunlar kızımla da konuştular. Kızım alıştı. Haftada bir gün iki gün geç gelmeye başladı, oraya gitmeye başladı. Sonra kızımı alıp götürdüler. Sonra ben de gittim, onların içine gittim, kızımı bana gösterin dedim. Bana göstermediler. Sonra kanalda televizyonda Kobani’de gördüm. Kızım perişan bir hâldeydi, elinde silah vardı. Sonra beni Bakırköy’e yatırdılar sonra ben de dedim ki beni İstanbul’da çıkartın. Hiç görmedim kızımı haber almadım. Bir tek Sultanbeyli HDP’ye gittiğini biliyorum. Bir hafta onların binasından çıkmadım. İki haftada bir not getirdiler kızımdan; ablam, abim, anneme sahip çıkın diye. Biz ondan sonra paramparça bir aile olduk. Bir daha aile olamadık. Diğer çocuklarım da düzelmedi. Kızım da çocukluğunu, gençliğini yaşayamadı. Ne günahımız vardı bizim?”

Kurtuluş ve özgürleşmenin bedeli: Taciz ve istismar

Ailevi değerlere önem veren ve kızları PKK’nın kamplarında bulunan aileler tarafından kendi çevrelerine karşı savunmalarına imkân vermek ve kızlarının orada bulunmalarını meşrulaştırmak için PKK ileri gelenlerinin ifade ettikleri gibi PKK kamplarında kadın-erkek ilişkilerine ve duygusal ilişkilere sınırlama getirildiği hatta duygusal ilişkiye girenlerin en ağır şekilde cezalandırıldığı şeklinde açıklamalar yapılmaktadır. Buna dair haberlerin de yayılmasını sağladıkları anlaşılmaktadır. A. Öcalan, örgütün kuruluşunun ilk yıllarında bu tür ilişkileri düşüklük olarak görüp lanetliyordu. Ancak terör örgütlerinde erkek militanların her kademede hâkim olduğunu düşündüğümüzde bunun hiçbir zaman uygulanamayacağını söylemek zor değildir. Nitekim terör örgütünde A. Öcalan da dâhil, önder konumunda olan erkeklerin cinsel tacizine ve istismara maruz kalan kadınların azımsanmayacak sayıda hikâyesi aktarılmaktadır.

Örgütten ayrılanların itiraflarında dile getirdikleri hususlardan biri de PKK kamplarında hatta bizzat Abdullah Öcalan’ın Şam’da bulunan “yoğunlaşma evi” dedikleri evinde yaşanan istismar ya da taciz iddialarıdır.

“Öcalan’ın istismarı özgürlüğün anahtarı”

Çeşitli kaynaklarda örgütün başı Abdullah Öcalan’ın küçük yaştaki kız çocuklarına istismarı meşru gördüğü ve bunu “onların feodal yapının yani Kürt aile yapısının dayatmış olduğu namus kalıbından kurtarılarak özgürleştirilmesi” olarak açıkladığı görülmektedir. Türkiye’de birçok kimsenin Kürt sorununu tartışırken çocuk yaştaki kadınların istismara uğramasını gündeme getirmedikleri görülmektedir.

Bu noktada A. Öcalan’ı yakından tanıma fırsatı bulan Dilaram’ın anlattıkları önemlidir. Öcalan’ın kötü niyetli hareketini ve kendisinin buna nasıl tepki verdiğini ayrıntılarıyla anlatan Dilaram daha sonra bunu içselleştirmiş olan kadınların, “Başkan bizi özgürleştiriyor. Sen özgürleşmek istemiyor muşusun? Başkana erkek gözüyle bakıyorsun. O başkan, zincirlerini kıran bir peygamber.” gibi ifadelerle örgüt başının her tavrını ideolojik bir çerçeve içinde nasıl gerekçelendirdiklerini aktarmaktadır.

Uygulanan şiddet raporlarla sabit
İnsan Hakları İzleme Örgütününraporlarına yansıyan olaylardan biri de Sincar bölgesinde, sözde komutanı ile tartışan 13 yaşındaki bir kız çocuğunun ciddi şekilde dövülmesi ve bacağının kırılmasıdır. Çocuk bu hâliyle kamptan kaçmaya çalışırken örgüt militanları çocuğu yakalayarak tekrar zorla kampa getirmişlerdir.

“9 yaşında kampa getirdiler”

Çocuk yaştaki genç kızlar, PKK’ya katılmayı normal bir siyasi faaliyet şeklinde algılıyorlar, buraları HDP’nin yasal gençlik kampı gibi görüyorlar ya da onlara böyle gösteriliyor. Y.Y.’nin henüz çocuk yaşta PKK’ya katılma serüveni bu algının nasıl oluştuğunun bir göstergesi olarak okunabilir. Çocuklar kendilerine anlatılanların doğru olmadığını anladıklarında artık iş işten geçmiş oluyor ve kendilerini terör örgütünün kamplarında buluyorlar.

Y.Y. ortaokulu bitirdikten sonra HDP aracılığıyla PKK’ya katıldığını söylüyor;

“Okuyordum 8. sınıfa gidiyordum yani biraz hem dersler kötüydü. 3 kardeştik sonra 4. oldu. (…) HDP’nin önüne gittim Nevruz’ da falan aynı kıyafetleri giyiyorlardı. Ben de dedim herhalde HDP de bu işin içinde. Sene 2015’ti. Önce HDP’ye ye gittim dedim ki ben dağa gitmek istiyorum. İlkin, çok küçüksün olmaz dediler. Ben ısrar edince tamam, dediler seni götüreceğiz.”

G., PKK kamplarında gördüğü kimselerin çoğunun 14-16 yaşında olduğunu ve 20 yaşında örgüte katılanların nadir bulunduğunu söylüyor. Çünkü küçük yaştakileri kandırmak daha kolaydı. G.’nin bu konuda şaşırtan başka bir ifadesi ise örgüte 9 yaşında katılan bir çocuğu gördüğünü söylemesiydi;

“Ben kendim de 9 yaşında örgüte katılana şahit oldum. Genelde katılanların çoğunun yaşları 14, 15 ve 16. Ben çok nadir 20 yaşında katılan gördüm. Çünkü küçük yaştalar ve bilinçsizler ve onları kandırmak daha kolay. Ama sen 20 yaşında yetişkin bir kızı kandıramazsın ki.”

Evladına kavuşan anneler: Çocuklarınız sizi görüp gelecek

Hüsniye Kaya, beş yıl sonra kızı Mekiye Kaya’ya kavuştu. Hüsniye Kaya kızına kavuşmanın mutluluğunu şu sözlerle dile getirdi;

“Kızım lahmacun, döner ve kebabı çok seviyor. Ona bugün lahmacun, yarın kebap yapacağım. Sonraki gün de döner alacağım. Her gün sevdiği bir yemeği getireceğim. Kızımın geleceğine, ona yemek yapacağıma inanmıyordum. Ama çok şükür geldi, ona kavuştum. Kızımı çok özledim, onu kokladım, çok mutlu oldum. İnşallah o anneler de orada oturmaya devam edecek. Ben de anneyim, çok eziyet çektim, acı gördüm. Onların yanlarına gideceğim ve destek vereceğim. İnşallah onların çocukları da gelecek. Anneler gelin, destek verin, çocuklar sizi görüp gelecek. Ben Mekiye’ye kavuştum. İnşallah hepiniz de çocuğunuza kavuşursunuz.”

“Yeniden doğdum”

Diyarbakır Anneleri arasında bulunan Gevriye annenin oturma eylemi sonuç verdi ve kızı P., annesini HDP binası önünde oturanlar arasında gördüğünde hiç düşünmeden örgütten ayrılmaya karar verdi.

P., kendisiyle yaptığımız özel görüşmede bu kararını şöyle anlattı;

“2020’nin başlarında. Çadır başlayınca, annemi orada görünce sanki yeniden doğmuş gibi çok mutlu oldum, heyecanlandım (…) Orada şoför olarak çalıştığım için benzin biterse diye bana para veriliyordu. O para ile annem ile irtibata geçmek için tablet bilgisayar aldım, kaldığımız yere internet bağlandı ve Facebook’tan kardeşime mesaj gönderdim. Kardeşim interneti olmadığı için 20 gün sonra cevap vermişti. En başta bana inanmadı, fotoğraf gönderdim. Sonra annem ile konuştum. ‘Sen gel, asker, polis yardım eder.’ dedi. Bizi de askerden korkuttukları için asker deyince ‘Gelmem.’ dedim. Abim ‘Sen gel, ben polislerin ve askerlerin yanında olacağım, hiçbir şekilde sana zarar vermeyecekler.’ dedi ve 4 gün boyunca konuştuk. Bana bir saat verdiler, ben de ‘Saat 02.30’da evdekiler uyuyunca çıkayım.’ dedim. Ama evden çıkınca internet kesileceği için abim bana harita gönderdi. Evdeki iki komutan ve benim gibi şoför olan kız uyuyunca onlara ait telsiz ve silahları bir odaya topladım ve kapısını kilitledim. O haritaya göre de evden çıktım. Kobani’nin güvenlik noktasında beni durdurdular. Arkadaşlarımın kaza yaptığını, hastaneye gittiğimi söyledim ve beni bıraktılar. Hastanenin önünde durdum, sınıra doğru yürüdüm. Askerler bana ışık tuttu, ben de onlara ışık tuttum. Araba geldi, ‘P. sen misin, tek misin?’ dediler. Ben de ‘Evet.’ dedim. Teslim oldum, karakola gittim, ifade verdim ve sonunda aileme kavuştum.”

Kızlar intihar ediyorlar

PKK’dan kaçarak özgürlüğüne kavuşan G., örgüte katılmasından kısa bir süre sonra PKK’nın kendisini kaçırırken yaptığı propagandaların asılsız olduğunu anlar. Özgürlük, kadın hakları vs. aslında genç kızları dağa gitmeye ikna etmek için uydurulan sözlerden ibarettir.

“İntihar eden genç kızları gördüm (…) Hani kadın özgürlüğü diyorlar ya öyle bir şey yok, yalan. Kadın komutanın sana eziyet ettiğini görüyorsun, seni küçük görüyor, seni aşağılıyor. Hani sistem o zaman, hani özgürlük? Dediğim gibi 18 yaşından sonra ben bazı şeylerin farkına varmaya başladım.”

“Pişman oluyorsunuz ama gidemiyorsunuz”

G. daha gittiği ilk günlerde pişman olmuş ve “Neden geldim ben buraya?” diye kendi kendine sormuş. Ancak örgüt içinde yaşadıkları ve duyguları, kaçma cesaretini kırmış.

“Direkt kırsala gittik. Orada bir 10 gün falan kalmadık, Irak tarafına geçtik ve bir ay sabah akşam yürüyerek geçti. O yolculuk sırasında gördüğüm şeyler beni çok etkiledi. Pişman oluyorsunuz ama gidemiyorsunuz. Çünkü nasıl döneceğimi bilmiyordum. Nerede olduğumu bilmiyordum nasıl geri geleceğim sonra hep içime attım. Sonra diyorsun ki ben neredeyim, ne yaptım. Ailem aklıma geliyor. Onca yıl çocuk sahibi olamadılar. Ben onlara nasıl böyle bir şey yaptım. Orada gördüğüm şeyler beni fazlasıyla etkiledi. Çünkü hiçbir şey görüldüğü gibi değil. Ben şu an etrafımdakilere de söylüyorum.”

Kaynak: Yeni ŞAFAK

Devamını oku

GÜNDEM

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk: Şu ana kadar 80 bin öğretmen aşılandı

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk pandemi döneminde eğitim ve öğretim hakkında merak edilen soruları yanıtlıyor. Bakan Selçuk, yüz yüz eğitimde ilk …

Yayınlanma tarihi

-

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk pandemi döneminde eğitim ve öğretim hakkında merak edilen soruları yanıtlıyor. Bakan Selçuk, yüz yüz eğitimde ilk ve ortaokullarda yüzde 80’in üzerinde katılım olduğunu belirtti.

Bakan Selçuk’un açıklamalarından satır başları şöyle:

“İlk günden beri Türkiye’yi okul okul gezme fırsatım oldu. Bizzat görerek gözlem yapma fırsatım oluyor. Şehirleri dolaşmadığımız zaman bazen uzaktan gelen bilgileri çok iyi süzemiyoruz. Çocuklar o kadar mutlular ve gözleri parıldıyor ki okulu çok özlemişler. Bugün de Ankara’da bir ortaokula gittim. Çocuklar ortaokulda gerçekten bahçede zıplıyorlar. Öğretmen odasına gittiğimde sürekli teşekkür alıyorum öğretmenlerden. İlk ve ortaokullarda yüzde 80’in üzerinde katılım var. İlk haftayı çok olumlu geçirdiğimizi gördüm.

ŞEHİR BAZLI AÇILMA VE KAPANMA OLABİLİR

Duruma göre kısmı açılma, yerinde kararla şehir bazlı açılıp kapanma olabilir diye geçen sene Mart ayında 4 senaryo sunmuştuk. Okullar biraz geçişkenlik içeren kurumlar. Valilikler kendi şehirlerindeki duruma somut olarak bakıp biz bu süreci bir haftaya yayalım bunu idare edebiliriz gibi yerel kararlar alabilirler.

80 BİN ÖĞRETMEN AŞILANDI

Aşı konusunda şunu söylemek lazım. Sağlık Bakanlığımız dünyada gerçekten örnek gösterilecek bir aşı kampanyası düzenliyor. Aşı tedarikine bağlı olarak bazen aksamalar olabiliyor. Yine Sağlık Bakanlığımızın ön almasıyla yaptığımız görüşmeler neticesiyle açılan sınıfların öğretmenlerinden başlayarak öğretmenlerimiz peyderpey aşılanıyor. Şu ana kadar 80 bin öğretmen aşılandı.

KISMİ BİR ARTIŞ VAR

Benim telefonumda kişiye özel bir yazılım var. Bu yazılımla ben kaç çocuğumuzun ailesinde temaslı, pozitif var, bunları günlük olarak görebiliyorum. Bunların renk skalası da var. Son bir haftada gördüğümüz farklılık şu, kısmi olarak bir artış var. Aile bilgilendiriliyor, eğer o anda oluşan fiili bir durum söz konusuysa özel odaya alınıyor. Sonra sağlık kuruluşuna haber veriliyor, süreç başlatılıyor. Kişiye özel tedbir alınıyor. Genel bir tedbir elbette var. Böyle bir durum olursa kim 14 gün okula göndermemeli, kim gönderebilir, hepsinin haritası var.”

Kaynak: Yeni ŞAFAK

Devamını oku

GÜNDEM

Üçüncü reaktörün temeli yarın atılıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in video konferans yöntemiyle Türkiye’nin ilk nükleer güç santrali …

Yayınlanma tarihi

-

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in video konferans yöntemiyle Türkiye’nin ilk nükleer güç santrali Akkuyu’da 3. reaktörün temelini atacak. Temel atma törenine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, 2018 yılında ilk temelin atıldığını belirterek, bu sürecin ardından sahada hızlı bir çalışmanın başladığını söyledi.

Fatih Dönmez

İLK ELEKTRİK 2023’TE

Söz konusu alanda 4 tane reaktör planlandığını vurgulayan Dönmez, şöyle konuştu: “Birinci ünite, şu anda reaktör kabı ve dört adet buhar üreticisi de sahaya indi. İkinci üniteyle ilgili olarak baktığımızda temeli tamamlandı. Kor tutucu dediğimiz, çekirdek tutucu bir kap var, onun da yine montajı tamamlandı. Üçüncü ünitenin lisansı alındı, burada inşallah Çarşamba günü Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Putin’in video konferans yöntemiyle katılarak üçüncü reaktörün temelini de atacağız. Sonra dördüncü reaktör gelecek. Hedef; ilk reaktörü 2023’de inşallah Cumhuriyetimizin 100. yılında devreye almak, sonra da birer yıl arayla bu üniteleri devreye almak.”

NÜKLEER MÜHENDİS ORDUSU GÖREV ALACAK

Yurt dışında nükleer eğitimi alan gençlerle ilgili de bilgi veren Dönmez şöyle devam etti: “Daha önce yurt dışına öğrenci göndermiştik, bunlardan 186’sı Moskova’daki eğitimlerini tamamlayıp mezun oldular. Şu anda iş başı yaptılar. 60 öğrencinin de artık son yılları, onlar da mezun olup geldiğinde 246 mühendisimiz bu sahada çalışır hale gelecek. Ayrıca, yüksek lisans eğitimi için gönderdiğimiz üniversite mezunları da var. Tamamı eğitimi alıp döndüğünde önümüzdeki yıllarda 222 yüksek nükleer mühendisimizle toplamda 468 Türk gencimiz nükleer mühendis olarak görev alacak.”

ÖĞRENCİLERE DAVET

Lisans eğitimlerini Türkiye’de tamamlamış olan öğrencilerin konuyu sadece nükleer mühendislik olarak bakmamaları gerektiğini belirten Dönmez; “Elektrik, makine, endüstri gibi değişik alanlarda çalışanlar da nükleer alanda yüksek lisans yapmak üzere bizim alıp değerlendirdiğimiz, yurt dışına gönderdiğimiz öğrenci arkadaşlarımız var. Onlar da bizim duyurularımızı takip ederlerse, hangi şartlarda bize başvuracaklar, tabii yabancı dil şartı şüphesiz olacak. Onları biz anlaşmalı üniversitelerimize yurt dışına gönderiyoruz ya da kendileri üniversite seçiyorlar ve eğitimlerini yurt dışında biz yaptırmış oluyoruz” dedi.

16 BİN KİŞİYE İSTİHDAM

Akkuyu NGS sahasında 4 reaktörün inşaatına başladığında istihdamın 16 bin kişiye ulaşacağını belirten Enerji Bakanı Fatih Dönmez, “İşletme döneminde, yani fiilen artık bu santrali çalıştırmaya başladığımızda da 4 bin kişiyi biz orada istihdam ediyor olacağız” diye konuştu.

Kaynak: Yeni ŞAFAK

Devamını oku

ÖNE ÇIKANLAR