Takip Edin

SAĞLIK KORONAVİRÜS

Gıda mühendisi uyardı; çilekte görülen kurtçukların zararı yok

SEVEREK  tüketilen yaz meyvesi çilekle ilgili sosyal medyada hızla yayılan videolar herkesi şaşırttı. Paylaşılan videolarda tuzlu suya atılan …

Yayınlanma tarihi

-

SEVEREK  tüketilen yaz meyvesi çilekle ilgili sosyal medyada hızla yayılan videolar herkesi şaşırttı. Paylaşılan videolarda tuzlu suya atılan çileğin içerisinden böceklerin çıktığı görüldü. Bu tür meyvelerde kurtçukların görülmesinin çok normal olduğunu belirten Gıda Mühendisi Prof. Dr. Bülent Nazlı, “Kelebek, böcek ve sinekler üreme dönemlerinde yumurtalarını meyvelerin üzerine bırakabiliyor. Bu yumurtalar kurtçukları oluşturuyor. Bu durum doğanın döngüsü ve sağlık açısından risk oluşturmaz” dedi. 

Prof. Dr. Nazlı, “Suda bolca yıkamalıyız. Özellikle çileğin yaprak kısımlarını alıp bol su ile meyveyi yıkamalısınız. İçinizin rahat etmesini istiyorsanız sosyal medyada yayılan videolar gibi bir miktar tuz atıp temizlenmesini sağlayabilirsiniz. Sirkeli su da önem taşıyor. Kurtçuklar düşük asit değerlerine dayanamadıklarından meyve veya sebzeden uzaklaşıyorlar. Bu tür uygulamalar yapılabilir” tavsiyesinde bulundu.

Çilek tüketenleri yakından ilgilendiren bir olay dün sosyal medyada gündem oldu. Paylaşılan videolarda tuzlu su içerisine atılan çilekten böceklerin çıktığı görüldü. Çileklerin iç kısmında ve yapraklarının olduğu bölümde küçük böceklerin yer aldığı videolar birçok kişi tarafından paylaşıldı. Bazı sosyal medya kullanıcıları bir daha çilek yemeyeceğini söylerken bazıları ise videoları gerçekçi bulmadıklarını ifade etti. Yapılan bu deneyle ilgili değerlendirmede bulunan İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ) Gıda Mühendisliği bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Nazlı, korkulacak bir durum olmadığını belirtti.

Çilekle yapılan deneyi sosyal medyada izlediğini söyleyen Prof. Dr. Bülent Nazlı, “Hatta bunu ben de evde su ve tuzla birlikte denedim. Ama ben de aynı sonuç olmadı. Ancak meyve ve sebzelerde kurtçuk görülmesi normal bir durum ve görülebilir. Bu doğanın doğal bir döngüsü. Bazı kelebek, böcek ve sinekler üreme dönemlerinde yumurtalarını meyvelerin üzerine bırakıyor. Bu yumurtalar kurtçukları oluşturuyor. Bunlar belli bir dönem meyvenin içerisinde yaşamlarını sürdürüyorlar. Sonra tekrar o meyveyi terk ediyorlar. Tekrardan böcek veya sinek haline dönüşüyorlar. Meyvede görülen bu durum doğal bir döngü. Şimdiye kadar belki de defalarca bu şekilde kurtlu meyve tükettik. Yani çiğ olarak tüketilen gıdalarda bunlar özellikle önem taşıyor. Bu durumdan fazla ürkmemek gerekiyor” diye konuştu.

Meyvelerle görülen bu kurtçukların insanlara zarar verdiği yönünde bir bilgi olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Bülent Nazlı, “Zararlı olduğuna veya zehirlenme yaptığına dair bir bulguya rastlanmadı. Ama insanlar kurtlu meyveleri gördükleri zaman hoşlanmayabiliyorlar. Dolayısıyla meyveleri bu şekilde tüketmek istemiyorlar. ‘Meyvelerden kurtçuklar çıkıyor, bunları tüketmeyeceğiz’ diye bir düşünce yanlış. ‘Eğer bir meyvede kurt yoksa o meyvede çok kimyasal vardır’ diye bir düşünce var. Ama meyvelerle birlikte alınacak kimyasalların zararı çok daha büyük. Kansere kadar giden zararlara yol açabilir. Meyvelerden tek tük kurtçuklar çıkabilir. Bu durumu büyütmemek lazım. Avrupa’da kurtlu meyveler daha pahalı satılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Meyveleri yetiştirirken çevre hijyenine dikkat etmek gerektiğini anlatan Prof. Dr. Nazlı, “İyi tarım uygulamaları dediğimiz meyvelerin yetiştirilmesindeki çevre hijyeni göz ardı edilmemeli. O bölgede fazla sinek ve böcek olmamalı. O zaman kurtlanma olayları daha az olacaktır. Bu tür sebze ve meyveleri pişirerek yeme şansımız olmadığı için hijyen koşullarına dikkat etmeliyiz. Suda bolca yıkamalıyız. Özellikle çileğin yaprak kısımlarını alıp bol su ile meyveyi yıkamalısınız. İçinizin rahat etmesini istiyorsanız sosyal medyada yayılan videolar gibi bir miktar tuz atıp temizlenmesini sağlayabilirsiniz. Sirkeli su da önem taşıyor. Kurtçuklar düşük asit değerlerine dayanamadıklarından meyve veya sebzeden uzaklaşıyorlar. Bu tür uygulamalar yapılabilir” tavsiyesinde bulundu.

Evde bu testi gerçekleştirmek oldukça kolay. Derin bir kaba bolca su ekleniyor ardından çilekler kabın içine boşaltılıyor. Bir tatlı kaşığı kadar tuzu suya ekleyerek karıştırılıyor.  Videolarda yer aldığı gibi çileğin içerisinde küçük böcekler olduğu takdirde su yüzeyine çıkıyor.

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SAĞLIK KORONAVİRÜS

Dilde çıkmaya başlıyor! İspanya’da koronanın yeni belirtisi bulundu

Daily Star’ın aktardığına göre, İspanya’da yeni bir Kovid-19 belirtisi bulan doktorlar, bu hastalığa yakalanan kişilerde dil ucunda küçük kırmızı …

Yayınlanma tarihi

-

Daily Star’ın aktardığına göre, İspanya’da yeni bir Kovid-19 belirtisi bulan doktorlar, bu hastalığa yakalanan kişilerde dil ucunda küçük kırmızı veya beyaz sivilcilerin görüldüğünü bildirdi.

Araştırmaya, yüzde 58’i kadın olmak üzere orta yaş ve yaşlı hastalar katıldı.

İspanyol doktorların vardığı sonuç İngiliz meslektaşları tarafından da doğrulandı.

Ancak İngiliz doktorlar, dil ucundaki döküntünün daha sık çocuklarda görüldüğünü ve hatta küçük çocuklarda görülen tek belirti olduğunu dile getirdi.

Devamını oku

SAĞLIK KORONAVİRÜS

Alman virologdan koronavirüs açıklaması: Bu kış zorlu geçecek

Alman hükümetine Kovid-19 salgınıyla ilgili danışmanlık yapan Berlin Charite Hastanesi Viroloji Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Christian Drosten’e …

Yayınlanma tarihi

-

Alman hükümetine Kovid-19 salgınıyla ilgili danışmanlık yapan Berlin Charite Hastanesi Viroloji Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Christian Drosten’e göre koronavirüs salgınında aşı bulunsa da uzun bir süre daha maske takmak zorunda kalacağız. Dünyada ilk SARS-CoV-2 test kitini geliştiren ünlü virolog Drosten, Deutsche Welle’ye yaptığı açıklamada, “Küresel tahminler yapmak çok zor. Avrupa’da birbirinden farklı zor durumlar söz konusu. Kolay bir kış olmayacak. Gelecek yıl aşıya sahip olacağız. Halkın belirli kesimlerinin aşılanmasının gelecek yılın sonuna kadar süreceğini tahmin ediyorum. Maskelerden bu kadar çabuk kurtulamayacağız” dedi.

Aşılama başlasa bile halkın çoğunun maske takmak zorunda kalacağını vurgulayan Drosten, Almanya gibi çok az enfeksiyonun olduğu ülkelerde bağışıklık kazananların sayısının sınırlı olacağını söyledi. Afrika’da hastalığın genç nüfusa sahip olması nedeniyle daha az şiddetli seyrettiğine işaret eden Drosten, şunları söyledi:

“Hindistan için şu anda çok endişeliyim. Hindistan büyük bir nüfus yoğunluğuna sahip. Virüs orada yayılıyor. Kontrolsüz diyemem ama neredeyse öyle. Sonra, tabii ki Güney Amerika. Şu anda küçük bir bilmece olan Afrika kıtası. Ama aynı zamanda kuzey yarımküre de söz konusu. Kış geliyor ve aralarında Avrupa’nın da olduğu virüs üzerinde çok az kontrol sağlayabilmiş bölgeler korona vakalarıyla sonbahara giriyor. Avrupa‘da da olmak üzere, çok yakında daha sıkı önlemler alması gerektiğine inandığım ülkeler mevcut. Avrupa ülkeleri arasında nüfus yapısı ve diğer parametreler açısından çok az fark olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle Fransa, İngiltere, İspanya gibi diğer ülkelere bakmalıyız. Orada gördüğümüz şey, ekonomi için katlanılabilir ama gerekli olan tepkileri çok erken vermezsek Almanya’da da benzer durumları yaşayacak olmamız. Şu anda uyguladığımız ve hiçbir şekilde eleştirilecek bir tarafı olmayan önlemleri değiştirmek için doğru noktayı bulmak zor bir iş. Konseptleri yaygın virüs bulaşmasını önlemek ve bir aşının kullanılmasını beklemek olan dünyanın diğer bölgelerinde 2021’in sonuna kadar maske takılacağından yola çıkabiliriz. Doğru tahminler yapmak imkansız, ancak gelecek yıl maske taktığımız bir yıl olacak.”

‘Günlük vaka sayısı 50 bine çıkacak’

İngiltere’de hükümetin sağlık danışmanı Prof. Chris Whitty ülkede koronavirüs vaka sayısının her 7 günde ikiye katlandığını söyledi. Whitty, yeni kısıtlamaların getirilmemesi halinde ekim ortasında günlük vaka sayısının 50 bine çıkacağını, kasım ortasında günlük can kaybının 200’e yükseleceğini belirtti. Vaka sayılarının bölgesel farklılıklar göstermekle birlikte her yaş grubunda arttığını Whitty, bunun test sayısının artmasıyla ilgisi bulunmadığını vurguladı. Ülkede, pazar günü bir günde tespit edilen yeni vaka sayısı 3899’du.

‘Sürü bağışıklığı virüsün yayılmasını önlemeyecek’

Salgının başında sürü bağışıklığını benimseyen bir politika izleyen İngiltere’de nüfusun yüzde 8’inin Kovid-19’a karşı antikor geliştirdiğini, Londra’da ise bu oranın yüzde 17 olduğunu açıklayan Whitty, bu oranların virüsün yayılmasını önlemeyeceğine dikkat çekti. Hükümetin bilim danışmanı Patrick Vallance ise Kovid-19 nedeniyle hastanede tedavi görenlerin sayısının eylül ayı başından beri sürekli artış gösterdiğini kaydetti. Sonbahar ve kış döneminde salgının daha da artacağının beklendiğini vurgulayan Vallance, durumun ciddiyetinin herkes tarafından anlaşılması gerektiğini vurguladı. Gripten yılda ortalama 7000 kişinin öldüğünü belirten Vallance, koronavirüsten ölüm sayısının çok daha yüksek olduğunu söyledi. Vallance, İngiltere’de Kovid-19 bulaşanların sayısının toplam 70 bin civarında olduğunu ve günlük vaka sayısının 6000’lerde seyrettiğinin tahmin edildiğini ifade etti.

‘Mini karantina’

Başbakanlık konutunda dün Prof. Whitty, Maliye Bakanı Rishi Sunak ve Sağlık Bakanı Matt Hancock ile bir araya gelen Başbakan Boris Johnson’ın ‘iki haftalık mini bir karantina” önerisini değerlendirdiği belirtiliyor.

Hükümet ülke çapında kısıtlamalardan ziyade bölgesel önlemler üzerinde duruyor.

Ülkenin kuzeyindeki Lancashire, Merseyside, Midlands ve West Yorkshire bölgelerinde vaka sayılarının artması nedeniyle önlemler geçen hafta artırıldı.

Kaynak: Sputnik TR

Devamını oku

SAĞLIK KORONAVİRÜS

DSÖ: Dünyadaki Kovid-19 vakalarının yüzde 14’ü sağlık çalışanlarında tespit edildi

Ghebreyesus, “Dünya Hasta Güvenliği Günü” dolayısıyla düzenlenen etkinliğe video konferans yöntemiyle katıldı.  Hastaları güvende tutmanın …

Yayınlanma tarihi

-

Ghebreyesus, “Dünya Hasta Güvenliği Günü” dolayısıyla düzenlenen etkinliğe video konferans yöntemiyle katıldı. 

Hastaları güvende tutmanın anahtarlarından birinin de sağlık çalışanlarını güvende tutmak olduğunu vurgulayan Ghebreyesus, Kovid-19 salgınının herkese sağlık çalışanlarının, yaşamları kurtarmada oynadığı hayati rolü bir kez daha hatırlattığını ifade etti. 

Ghebreyesus, “Hepimizin sağlık çalışanlarına muazzam bir borcu var. Sadece hastalara baktıkları için değil ama görev gereği kendi hayatlarını riske attıkları için de.” dedi.

Küresel olarak, DSÖ’ye bildirilen Kovid-19 vakalarının yüzde 14’ünün sağlık çalışanları arasında tespit edildiğini aktaran Ghebreyesus, bazı ülkelerde bu oranın yüzde 35’e kadar çıktığını kaydetti. Bu konudaki verilerin sınırlı olduğunu dile getiren Ghebreyesus, sağlık çalışanlarının Kovid-19’a işyerlerinde veya toplum içinde enfekte olup olmadığını bilmenin zor olduğunu söyledi.

Ghebreyesus, sağlık çalışanlarının sadece Kovid-19 riski altında olmadıklarını, ayrıca her gün “stres, tükenmişlik, damgalanma, ayrımcılık ve hatta şiddet”e maruz kaldığı uyarısında bulundu.

DSÖ Genel Direktörü, sağlık çalışanlarına “güvenli çalışma koşulları oluşturmanın, eğitmenin, hak ettikleri ücret ve saygıyı vermenin” her zamankinden daha önemli olduğunu sözlerine ekledi.

 

Kaynak: Sputnik TR

Devamını oku

ÖNE ÇIKANLAR