Takip Edin

KÜLTÜR SANAT

Gerçek hayat kurmacayı geçti: Yaratıcısı ‘bu dönemde bu kadar distopya çekilmez’ diyerek Black Mirror’ı askıya aldı

Teknolojinin birey ve toplum üzerindeki etkilerini inceleyen Black Mirror (Siyah Ayna) dizisinin yaratıcısı Charlie Brooker, Radio Times’a …

Yayınlanma tarihi

-

Teknolojinin birey ve toplum üzerindeki etkilerini inceleyen Black Mirror (Siyah Ayna) dizisinin yaratıcısı Charlie Brooker, Radio Times’a verdiği demeçte, hayranlarının merakla beklediği 6. sezon için şu sıra dünyanın bu kadarını kaldıramayacak kadar karanlık günlerden geçtiğini söyledi. 

‘Kendimi güldürmeye yönelik senaryolar yazıyorum’

“İzleyicilerin şu sıra bir sezonu daha kaldırabileceğinden emin değilim” mesajını veren Charlie Brooker, şöyle konuştu:

“Bir takım işlerle meşgulüm. Ne yapıp yapmadığımla ilgili ne söyleyebilirim, bilmiyorum.”

“Çöken toplamlarla ilgili hikayelere şu sıra kim dayanabilir, bilmiyorum. O yüzden onların (Black Mirror bölümlerinin) hiçbiriyle uğraşmıyorum. Mizah yeteneklerimi yeniden yoklamak hevesindeyim, o yüzden kendimi güldürmeye yönelik senaryolar yazıyorum.”

Son yılların en başarılı bilim kurgu dizileri arasında yer alan Black Mirror’ın 3 bölümden oluşan 5. sezonu, Netflix‘te Haziran 2019’da yayımlanmıştı. Eski reytinglerine ulaşamayıp pek çok kişi tarafından hayal kırıklığı olarak değerlendirilse de bazı eleştirmenlerden olumlu not aldı.

‘İnsanların karantina sürecinde neler yaptıklarına dair yeni bir dizi gündemde’

Brooker, üzerinde çalıştığı eğlenceli projenin ne olduğunu açıklamadı.

Kısa süre önce BBC, ‘Brooker’s Antibacterial Wipe’ adında bir projenin gündemde olduğunu duyurmuştu. Bu yarım saatlik programın insanların karantina sürecinde neler yaptıklarına odaklanacağı belirtiliyor.

Kaynak: Sputnik TR   ©Sputnik TR den alıntı yapılmıştır.

KÜLTÜR SANAT

Cezeri’den ilhamla Robotik Raks

Gedik Sanat, beşinci projesinde ilginç bir performansa imza atıyor ve Roboweld Robot teknolojileri markasıyla birlikte dans ve müziği bir araya …

Yayınlanma tarihi

-

Gedik Sanat, beşinci projesinde ilginç bir performansa imza atıyor ve Roboweld Robot teknolojileri markasıyla birlikte dans ve müziği bir araya getiriyor. Projede İDOB Baş koreografı Ayşem Sunal Savaşkurt’un hazırladığı koreografiyle İDOB Baş Dansçısı İlke Kodal’ın performansı, robotlarla bir araya gelerek teknolojik dönüşüme mercek tutuyor.

Dönüşen ve değişen dinamiklere çağdaş sanat yaklaşımıyla mercek tutan dijital Robotik Raks, tarih, bilim, teknoloji, dans ve müziği bir araya getirdiği çalışmasında izleyiciyi çok yönlü düşünmeye yönlendiriyor. Projenin müziği ise, 12. yüzyılda yaşamış Müslüman alim El Cezeri’nin ilk robotik üretimlerinden esinlenilerek Mehmet Can Özer tarafından bestelendi. Özer, Cenevre ve Zürih Konservatuvarlarında yaptığı akademik çalışmalar neticesinde «Aşure» adını verdiği bir müzik yazım biçimiyle eserlerini hazırlıyor.

12.yüzyılla günümüz arasında sorgulayıcı bir köprü kuran Robotik Raks, 25 Şubat akşamı dijital olarak izleyiciyle buluştu. Fakat projeyi izlemek isteyenler için bir fırsat daha var. Robotik Raks, Gedik Sanat’ın Youtube kanalı üzerinden izlenebilecek. Bu ilginç projeyi Gedik Sanat Proje Koordinatörü Begüm Özay ve besteci Mehmet Can Özer’den dinledik..

Mehmet Can Özer

Robotik Raks projesi nasıl doğdu?

Begüm Özay: Gedik Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı’na bağlı olarak çalışmalarını sürdüren Gedik Sanat, Gedik Kaynak bünyesindeki Roboweld marka robotlardan esinlenerek bu çalışmayı oluşturdu. 12. yüzyıl ile 21. yüzyıl arasında bir bağ oluşturmak isteyen bu çalışmada Gedik Kaynak Roboweld robotları; Mehmet Can Özer’in elektro akustik bestesi, Ayşem Sunal Savaşkurt’un koreografisi, İlke Kodal’ın dans performansı ile buluştu.

TEKNOLOJİNİN DÖNÜŞÜMÜNÜ GÖSTERMEK İSTEDİK

Robotlarla bir araya gelerek teknolojik dönüşüme mercek tutuyor Robotik Raks. Dans gibi fiziki bir performansı robotik bir dille anlatmak nasıldı?

Begüm Özay: Sanayi devriminin 4-0 şeklinde tanımlanan sürecinde robotlar ve insanlar kolaboratif bir şekilde ortak çalışma yürütmektedir. Buna bağlı olarak İlke Kodal robotlarla ortak bir dans performansı gerçekleştirmiştir. Teknolojinin yaşamın bir parçası olarak dönüşümünü dans ve robotların birlikteliği ile göstermek istedik.

Proje Cezeri’nin robotik çalışmalarından esinlenerek üretilmiş. Nasıl esinlendiniz Cezeri’den?

Mehmet Can Özer: Gedik Sanat tarafından aldığım eser siparişi, onların robotlarının dünya lansmanı için bir proje olacaktı. Ben de El-Cezeri’den bahsettim, aslında bu topraklarda neredeyse 1000 yıldır böyle bir heves ve uygulama olduğu için. Cezeri’nin asıl önemi otomaton (robot) yapması değil, ki bu ondan da yaklaşık 1000 sene öncesine giden bir çalışma. Onun tarihte ilk kez yaptığı, robotların birbirleriyle etkileşimini sağlamak, kısacası bilinmediği üzere sibernetiğin babası olması.

ZENGİN KÜLTÜRÜMÜZ MÜZİĞİN DİLİNDE

Cezeri’nin yapıtları bu projeye nasıl ilham verdi? Aynı zamanda projeyi nasıl şekillendirdi?

Mehmet Can Özer: Cezeri’nin “Kitab-ül Hiyel” adlı eserindeki otomaton çizimleri, bunların işlevleri benim hayal gücümü tetikledi. Buradan hareketle 3 bölümlük bir eser besteledim. Robotlar tamamen kaldıraç prensipleriyle çalışıyor, dolayısıyla kullandığı malzemelerin yani ahşap, su ve metal seslerini başkalaştırarak bu müziği besteledim. Sesleri başkalaştırmak ve yeniden üretmek için kendi yazılımım olan “Aşure”yi kullanıyorum ve geliştiriyorum, yaklaşık 14 senedir onunla yüzlerce konser verdim dünyada. Benim temel heveslerimden biri, bu toprakların zengin kültürü ve kültürler arası etkileşimlerini kendi müzik dilimde eritmek olarak özetlenebilir.

Kaynak: Yeni ŞAFAK

Devamını oku

KÜLTÜR SANAT

‘Kusursuz kulak’ Bager, karla kaplı Muş Ovası’nda piyano çaldı

Murat Paşa Mahallesi’nde yaşayan doğuştan görme engelli ve “absolut” (kusursuz) kulağa sahip Çalışcı, kendini geliştirmek için çalışmalarını …

Yayınlanma tarihi

-

Murat Paşa Mahallesi’nde yaşayan doğuştan görme engelli ve “absolut” (kusursuz) kulağa sahip Çalışcı, kendini geliştirmek için çalışmalarını sürdürüyor.

Yeteneğini keşfeden kendisi gibi görme engelli müzik öğretmeni Caner Keser’in desteğiyle köyde konser veren Çalışcı, karla kaplı arazide ağacın altında piyano çalma hayalini babasına iletti.

Bunun üzerine oğlunu Muş Ovası’na getiren baba Çalışcı, bir ağacın altında piyano çalmasını sağlayarak, mutluluğuna ortak oldu.

“Kusursuz kulak” Bager’in dokunuşlarıyla piyanonun tuşlarından yükselen melodiler, ovanın geniş arazilerinde doğanın sessizliğiyle bütünleşti.

“BU ORTAMDA PİYANONUN SESİ HARİKAYDI”

Çalışcı, AA muhabirine, doğada sessiz bir yerde piyano çalma hayalini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadığını söyledi.

Piyanoyu çok sevdiğini ve iyi eğitim alarak başarılı bir piyanist olmak istediğini anlatan Çalışcı, “Bunun için bir yolculuğa çıktım. Güzel hayallerim var. Kimseye yük olmadan kendi ayaklarım üstünde durarak bunları gerçekleştirmek istiyorum. Babam bana karın nasıl yağdığını anlattı. Ben de bozkırda, bembeyaz, karla kaplı alanda bir ağacın altında piyano çalmak istediğimi söyledim. Bu hayalimi gerçekleştirdim. Bu ortamda piyanonun sesi harikaydı. Beni heyecanlandırdı. Çok mutlu oldum. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a da piyano çalmayı çok istiyorum.” şeklinde konuştu.

“OĞLUMUN HAYAL ETTİĞİ GİBİ BİR YERE GELDİK”

Baba Çalışcı ise piyano sesinin doğada nasıl yankı bulacağını merak eden oğlunun isteğini yerine getirdiğini belirtti.

Oğlunun hayallerini gerçekleştirmesi için elinden gelen desteği vereceğini aktaran Çalışcı, şunları kaydetti:

“Oğlumun hayal ettiği gibi bir yere geldik. Ona bembeyaz bir ovanın ortasında ve bir ağacın altında olduğumuzu anlattım. Çok heyecanlandı ve uzun süre piyano çaldı. Sessiz ortamda nota seslerinin kulağına nasıl geleceğini öğrenmek istiyordu. Bu tür ortamların kulağını, beynini geliştireceğine inanıyoruz. Çok yetenekli bir çocuk. Bazen yerde uzanıp başını ellerinin arasına alarak saatlerce kafasındaki sesleri dinler. Sonra kalkıp piyanoyla bestesini çalar. Sanki daha önce yaptığı beste üzerinde saatlerce çalışmış gibi net bir çalışma çıkarır. Burada yaptığımız etkinlik onun bu yolculuğundaki çalışmalarına ışık tutacak.”

 

 

KAYNAK: AA

Devamını oku

KÜLTÜR SANAT

Modern felsefenin karanlık tarihi

KÂMİL EŞFAK BERKİFelsefenin kendinden ibaret kalmışlığı söz konusu. Bu kritik eşik, felsefenin sıkışması, buna karşın üstten bakışı; başta Din …

Yayınlanma tarihi

-

KÂMİL EŞFAK BERKİ

Felsefenin kendinden ibaret kalmışlığı söz konusu. Bu kritik eşik, felsefenin sıkışması, buna karşın üstten bakışı; başta Din olmak üzere Sanat, Edebiyat-Şiir; hatta Tarihin mecrasıyla bir alışverişi olmamak dirseğine kadar büzülmüş değil mi?

Eski Yunan’da Felsefenin beliriş önceliğine bakılınca, M.Ö. VI. yüzyıla kadar birikmiş olan ve ironik bir biçimde “Sokrat-öncesi” ayırmasıyla anılan doğa filozofları sayesinde o toplumda “düşünme etkinliği” çok hareketli bir alandı, toplumu karakterize etmişti. Oylumlu felsefe sözlükleri bir hususta aynı düşünür: Nedir bu? Doğa filozofları, Tanrı’yı aramaktan çok doğaya takılmışlardı. Çoğunda Tanrı’yı inkâr bir amaç olmasa da: “Doğanın her durumda yine doğanın kendisi aracılığıyla” doğada asal anlamda bulunan ‘kendilik’lerden yardım alınarak araştırılmasıyla başlamış olan bu sürecin rotasından çıkışını felsefe tarihçileri saydam bir gösterme ile karşımıza getirirler. Düşünme etkinliğinin söylenler (mitos) ile dinsel açıklamaların egemenliğine dayalı “usdışı” ögelerden ayıklanmasıyla, doğa üstü birtakım kaynaklara başvurmanın bir yerde önü kesilmiş oldu. Sokrates davetsiz misafir gibi ev sahiplerinin tadını kaçıran sorular soruyordu Atina gençlerine. Onun sözel yöntemi bir yandan da -kader ironisi çalımlı- küçümsenir. Oysa Sokrates’in açtığı çığırda ilk yetişen Platon olduğu, ondan da Aristoteles’in oluşması gerçeği ortadadır. Akım, okullaşmıştır.

ZEUS’UN DİNLEŞEN ÖYKÜSÜ

Modern Felsefenin Karanlık Tarihi Bernard Freydberg Çev. Öznur Karataş VakıfBank Kültür Yayınları 2020 224 sayfa

Sokrates, ruhçuluğu ve tek Tanrı inanışıyla Atina’yı sarsmıştır. Üstünde durulmaz; apaçıktır: Sokrates Zeus tapısının mutlak gerçeklikle bir ilgisi olmadığını biliyordu. Zeus Batı Afrika’da Atlas sıradağlarının bulunduğu diyarda bir devlet kurmuş olan Kronos’un oğluydu. Halkına çok iyi olan ve çok sevilen baba ölünce, baş gösteren taht kavgasında Zeus kendisini Tanrı ilân etti. O devlet çöktükten sonra öyküsü Yunanistan’da dinleşti.

Günümüz Batı aydınları bu öykünün içeriğini sorgulama çekingenliğinden sıyrılamıyor denebilir.

Modern Felsefenin Karanlık Tarihi, yazarı Bernard Freydberg 1947 doğumlu bir Amerikan felsefecisi. Slippery Rock Üniversitesi ve Duquense Üniversitesi Felsefe bölümünde emeritus profesör olarak görev yapmaktadır. Kitabı Öznur Karakaş Türkçe’ye kazandırdı.

Freydberg “şimdiye kadar yazdığım en iddialı kitabım” demekte: Modern felsefe tarihi dersleri genelde önemli şahıslar üzerinden bir ilerleme şeklinde anlatılır; bu bir anlamda doğrudur da. Descartes’la başlanır; “rasyonalistler” ve “ampristler” kronolojik olarak devam eder ve bu araştırmayı her iki kesimi birleştirmeye çalıştığı düşünülen Kant’la sona erdirilir. Aklın rolünün belirlenmesinin modern felsefenin esas konusu olduğunu teslim eder.

Buraya kadar iyi. Fakat Prof. Freydberg içindeki bir huzursuzluktan bahsetmekte. Aklın rolü konusundaki netlik, onu rahatsız etmeye de devam etmekteymiş. Çünkü diyor: “Bu huzursuzluk, tabiatı gereği modern felsefe çağının çıkış noktasının başka bir büyük çağ olan Yunan düşüncesi oluşu.” Profesör keskin bir virajı hızla alıyor: “Gelgelelim böyle yaparak modern felsefe, sadece akıl dışı yollarla erişilebilen Delphi Tapınağı’ndan çıkma o karanlık sahayı bastırmayı başardı.”

Freydberg demiştir ki: “Bu kitapta, öğretileri bir tarafa bırakarak modern araçlarla girilemeyen sahalara yüzümü döneceğim. Diğer bir deyişle; düşüncenin dağıldığı kavşakta, idrak edilmeyi bekleyen en ilginç alanlarda dolanacağım. Bu kavşaklara çatlaklar (fissures) diyorum.

Freydberg’in ÖNYARGI’ya tavır aldığı ve yöntem geliştirdiği besbelli. Eserinin Giriş bölümüne aldığı uzun pasaj, bir meydan savaşını tepeden izliyoruz hissi yaşatabilir. Harfleri büyütüyorum: ANTİK YUNAN ŞİİRİNDEN ve BELLİ BİR YORUM ÜZERİNDEN ELE ALINAN ANTİK YUNAN FELSEFESİNDEN GEÇER. Peki nedir geçen? YUNAN ŞİİRİ ve ONUN YUNAN FELSEFESİNDEKİ ROLÜNÜN ÖNEMİ…

Heidegger bir anlamda Felsefenin sona erdiğini ihsas eserek, Düşünce’ye dönmek gerektiğini açıkça söyler. Türkiyemizde Heidegger’in varoluşçu bir filozof olduğunu Beyoğlu’nda hınca hınç salonlarda teatral pandomime çevirerek sunanlar ne derler bilinmez ama Heidegger, geriye dönüp Platon’dan başlayarak yeni bir düşünce kurmaktan söz etmişti.

HAKİKATTEN UZAKLAŞTIRAN DOKUNUŞLAR

Kendine özgü bir sorgulayıcı olan Karl Jaspers, Felsefe Nedir? kitabında: Felsefenin Sonu Geldi mi? Bölümünde; Felsefenin Geleceği üzerine Willy Hochkeppel’in sorularını yanıtlarken yeni açılar açar. Tam da felsefî inatlaşmaları fikri sabit haline gelmiş, Hakikat arayışından uzaklaşışları faş eden dokunuşlar bunlar. Onun nezaketen demediğini biz diyelim, Jaspers, kendini Heidegger gibi bir efsane haline getirmeden, belki de bundan hassasiyetle kaçınarak. Jaspers’a göre: “Felsefe Kutsal Kitap’a dayalı bir din konusunda çalışır: Felsefe, Batı’da, belli bir olgu içinde kapanıp kalamaz; nitekim Nietzsche’ye değin, büyük bilgelerden hiçbiri Kutsal Kitap’ın, temel bilgisi olmadan felsefe ile ilgilenmemiştir. Bu olgu bir rastlantı değildir.” Felsefe, insan toplumu dine dayanmazsa dünyada varlığını güçlükle sürdürür. (Felsefe Nedir? Türkçesi: İsmet Zeki Eyüboğlu)

Prof. Freydberg’in birçok sorguları arasında Sokrates’in ihmal edilemezliği, Homeros’un mihenk taşı şiiri, Spinoza’ya ayırdığı yer, Kant, Bacon, Leibniz, Nietzsche, Öklit, Platon bağlamları taşları yerli yerine oturtan değerde çözümlemeler içerir. Pandemi aylarına denk gelmiş olması (Haziran 2020) bir dezavantaj olamaz.

Kaynak: Yeni ŞAFAK

Devamını oku

ÖNE ÇIKANLAR