Takip Edin

GÜNDEM

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Al Jazeera televizyonuna konuştu!

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Katar merkezli Al Jazeera English televizyonunda gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Dağlık Karabağ …

Yayınlanma tarihi

-

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Katar merkezli Al Jazeera English televizyonunda gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Dağlık Karabağ meselesine ilişkin “Türkiye neden bu krize diplomatik bir çözüm istemiyor?” sorusuna Kalın, diplomatik çözümü desteklediklerini belirterek, AGİT Minsk Grubu’nu, “mevcut çatışmaları sona erdirmek için belirli yönergelere sahip” ve özellikle “Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgalini sona erdirmenin bir yolunu bulmaya yönelik”, eyleme geçirilebilir yeni bir teklifle fiilen bir takvim oluşturmaya çağırdıklarını söyledi.

Kalın, AGİT Minsk Grubu’nun Güney Kafkasya’daki bu soruna son vermek için aslında “çok az şey” yaptığını dile getirerek, Azerbaycanlıların da talep ettiği şeyin, yeni bir yol haritası bulmak olduğuna dikkati çekti. Kalın, “Ateşkese evet, ama ateşkes sürdürülebilir olmalı ve bunu sürdürülebilir kılacak tek şey, Azerbaycan topraklarındaki Ermeni işgalini sona erdirmekten bahsetmektir.” ifadesini kullandı.

Dağlık Karabağ’ın Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına göre Azerbaycan toprağı olduğunu vurgulayan Kalın, “Diplomatik çözüme evet ama bunun Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ı işgaline son verecek bir takvim ve yol haritası ile birlikte gelmesi gerekiyor.” dedi.

“YALNIZCA ATEŞKES ÇAĞRISI YAPIYORLARSA, BU SON 30 YILDA OLANLARIN TEKRARINDAN BAŞKA BIR ŞEY OLMAYACAK”

“O halde Cenevre’ye giden Fransız-Rus ve ABD temsilcilerinin bir yol haritasını çıkarmaya başlama çabalarını destekliyor musunuz?” sorusuna Kalın, “Yalnızca ateşkes çağrısı yapıyorlarsa, bu son 30 yılda olanların tekrarından başka bir şey olmayacak. İşgali sona erdirmek için detaylı bir plan içermiyorsa başarısız olacağı neredeyse kesindir.” yanıtını verdi.

Sözcü Kalın, Ermenistan’ın Azerbaycan’ın bu bölümünü işgal ettiği 1990’larda bir milyondan fazla Azerbaycanlının Dağlık Karabağ’dan kaçmak zorunda kaldığına dikkati çekerek, bu çatışmaların sona ermesini istediklerini ve sivillerin veya başkalarının zarar görmesini istemediklerine işaret etti.

Güney Kafkasya’daki tüm “insanlığın acılarına”, “kavgalarına” ve bu çatışmaya bir son vermek istediklerini aktaran Kalın, “Ama Minsk Grubu inandırıcı olacaksa ve bu noktada bu çatışmayı sona erdirmek için herhangi bir siyasi ve ahlaki otorite talep edecekse, işgali sona erdirmek için de ciddi bir çalışma başlatması gerekir.” değerlendirmesini yaptı.

“AZERBAYCAN TOPRAKLARININ BU İŞGALİNİN SONA ERMESINI GÖRMEK İSTERİZ”

Kalın, “Burada Türkiye’nin rolü nedir, neden Türkiye bu çatışmada tam olarak bu kadar güçlü bir pozisyon alıyor?” sorusuna, “İki nedenden dolayı.” yanıtını verdi.

Sözcü Kalın, öncelikle Güney Kafkasya’da yaşananların Türkiye’yi doğrudan ilgilendirdiğini ve Türkiye’nin sınırlarını, bölgesini Azerbaycan, Gürcistan ve daha büyük Kafkas bölgesi ile ilişkilerini etkilediğini söyledi.

Öte yandan, Türkiye’nin Azerbaycan ile çok özel ilişkileri olduğunu aktaran Kalın, “Kendimize ‘Bir millet iki devlet’ diyoruz. Azerbaycan ile diğer birçok kültürel, ekonomik, siyasi, diplomatik anlaşmalara ek olarak uzun süredir devam eden bir askeri anlaşmamız var. Azerbaycan topraklarının bu işgalinin sona ermesini görmek isteriz.” ifadesini kullandı.

Ermeni vatandaşlarının onlarca yıldır Dağlık Karabağ bölgesinde yaşadığının belirtilmesi üzerine ise Kalın, Ermeni nüfusunun Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) altında Azerbaycanlılarla birlikte orada yaşadıklarının bir gerçek olduğunu söyledi.

Kalın, Azerbaycanlıların, Dağlık Karabağ özgürlüğüne kavuştuktan sonra, diğer vatandaşlar gibi orada yaşayan Ermenilerin de haklarına, din, kültür ve kimlik gibi özgürlüklerine sahip olacaklarını hep söylediklerine dikkati çekti.

Sözcü Kalın, bütün BM kararlarına göre Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ı, tıpkı İsrail’in Filistin topraklarını işgal ettiği gibi işgal ettiğini belirterek, bunun hukuki ya da siyasi bir tartışmasının olamayacağını dile getirdi.

“GEÇMİŞTE ERMENİ İŞGALİNDEN ÖNCE AZERBAYCANLILAR VE ERMENİLER BİR ARADA YAŞIYORLARDI”

“Türkiye, Ermeniler Dağlık Karabağ bölgesini terk edene kadar, Ermeniler onlarca yıldır orada yaşayan vatandaşlarını tamamen geri çekene kadar bu işin içinde kalacak mı? Türkiye ne oluncaya kadar bu mücadeleye devam edecek?” sorusuna Kalın, “Hiç kimse sivil Ermenilere Dağlık Karabağ’ı terk etme çağrısı yapmadı.” yanıtını verdi.

Dağlık Karabağ özgürleştikten sonra orada uzun yıllardır yaşamaları nedeniyle Ermenilerin orada kalma haklarına sahip olacağını aktaran Kalın,

“Dediğim gibi geçmişte Ermeni işgalinden önce Azerbaycanlılar ve Ermeniler bir arada yaşıyorlardı. Ancak Ermeni işgalinden sonra bir milyondan fazla Azerbaycanlının Dağlık Karabağ’dan kaçmak zorunda kaldığını ve hatırladığım kadarıyla son 30 yılda yaklaşık 40 bin kişinin öldüğünü unutmayalım.” değerlendirmesinde bulundu.

Sözcü Kalın, bölgedeki barış ya da ateşkesin sürdürülebilir olması için “işgali sona erdirecek” bir plana dayanması gerektiğini ve bu sorunu çözmenin tek yolunun bu olacağı vurgusunu yineledi.

kanal7

GÜNDEM

Suudi rejimin baskısı, Suudililere Türkiye’deki gayrimenkullerini sattırıyor

Türkiye ile Suudi Arabistan arasında 2018 yılında gerçekleşen Cemal Kaşıkçı cinayeti sonrasında Suudiler’in Türkiye’deki yatırımlarını satmaları …

Yayınlanma tarihi

-

Türkiye ile Suudi Arabistan arasında 2018 yılında gerçekleşen Cemal Kaşıkçı cinayeti sonrasında Suudiler’in Türkiye’deki yatırımlarını satmaları için kendi ülke yönetimleri tarafından yapılan baskı ve tehditler sürüyor.

 Suud rejiminin vatandaşlarına Türkiye’de yatırım yapmaları durumunda yaptırım uygulayacaklarını bildirmesi sonrasında çok sayıda Suudi yatırımcı, Türkiye’deki gayrimenkullerini satışa çıkardı.

Yatırımlarını bir an önce ellerinden çıkarmak isteyen yatırımcılar, gayrimenkullerini gerçek bedellerinin altında satmaya çalışıyor. Suudiler’in çok sayıda yatırımı bulunduğu yerler arasında yer alan Kocaeli’nin Kartepe ilçesinde ise trilyonluk çok sayıda villar düşük bedellerle satışa çıkarıldı. Kartepe Maşukiye ve Sapanca’da bulunan çok sayıda villanın düşük bedelle satışa sunulmasını değerlendiren emlakçılar ise oluşturulmak istenen kriz girişiminin yatırımcılar için fırsata dönüşeceğini söyledi.

 

“Savaş olması durumlarında böyle bir karar alabilir”

Suudi yatırımcıların ellerindeki gayrimenkulleri hızla satışa çıkarmasını değerlendiren Kocaeli Emlakçılar Odası Başkanı Alpay Hacıoğlu, “Son iki gün içerisinde Türkiye’de dalga dalga yayılan bir duyuma ulaştık biz. Bu duyum nedir özelikle sadece Suudi Arabistan krallığı, Türkiye’deki vatandaşlarının elindeki gayrimenkulleri bir şekilde boşaltmalarını ve satmaları ile ilgili talimat verdi. Tabi bu bizim çok yorum yapacağımız bir durum değil, siyasi bir durum olduğunu düşünüyorum. Ancak bu gibi durumlarda ülke kaos olması, savaş olması durumlarında böyle bir karar alabilir” dedi.

“Sıkıntı yaşanır düşüncesi olsa bile her kriz bir fırsattır”

Alınan kararın Türkiye’de yatırımcılar için fırsata dönüşebileceğini ifade eden Hacıoğlu, “Biz kendi sektör açımızdan baktığımızda biz kapılarımızı açmışız, Türkiye’de bu cennet vatanından gelip bir gayrimenkul edinmişler ondan sonra bu gayrimenkulleri ebedi bir şekilde satmak istiyorlar. Bu çok küçücük minicik bir kaos bir sıkıntı yaşanır düşüncesi olsa bile her kriz bir fırsattır. Almış oldukları bu gayrimenkulleri ebedi bir şekilde satmak isterlerse uygun fiyatlara ellerinden çıkarmak zorunda kalacaklar ve bu gayrimenkulleri başka bir alıcı da bulabilir. Sektör açısından baktığımızda bizi etkileyecek söz konusu bir durum değil. Ülke olarak biz bu ve buna benzer şeyleri çok rahat aşmışız geçmişte, bu gün de aşarız. Kendileri bilirler. Gayrimenkullerini satmak isteyenler başka alıcılara talepler olabilir’ dedi.

KAYNAK: İHA

Devamını oku

GÜNDEM

İddia: Hoşgörü bakanı taciz etti

DÜNYA medyası son günlerde yeni bir taciz ve tecavüz iddiasıyla çalkalanıyor. Bu kez iddia Birleşik Arap Emirlikleri Hoşgörü Bakanı Şeyh Nahyan …

Yayınlanma tarihi

-

DÜNYA medyası son günlerde yeni bir taciz ve tecavüz iddiasıyla çalkalanıyor. Bu kez iddia Birleşik Arap Emirlikleri Hoşgörü Bakanı Şeyh Nahyan bin Mübarek al Nahyan hakkında… İddianın sahibi ise 32 yaşındaki organizatör Caitlin McNamara. İngiliz The Sunday Times’ın haberine göre Abu Dabi Hay Edebiyat Festivali’nin organizatörü McNamara 14 Şubat günü Nahyan’ın özel adasındaki lüks villaya çağrıldı.

‘AMACI O AN ANLADIM’

Festivalin açılış hazırlıklarını görüşmek üzere adaya gittiğini düşünen McNamara bir tuhaflık hissetti ve festival başkanı Peter Florence’a canlı konum gönderdi. Villaya gittiğini ve Nahyan ile sohbet etmeye başladıklarını anlatan McNamara daha sonra Bakan’ın kendisine dokunmaya başladığını ve cinsel saldırıda bulunduğunu iddia etti. McNamara o anları “Yanımdaki kanepede oturuyordu, koluma ve ayaklarıma dokunmaya başladı. Ben uzak durmaya çalışıyordum o ise devam ediyordu. Ancak daha sonra neden o adaya ve villaya çağırıldığımı anladım. Kendimi çok saf hissettim. O anlar tüyler ürperticiydi” diyerek anlattı.

‘KAÇIP TAKSİYE BİNDİM’

“Korkmuştum. Bu adamın gücünü ve etkisini bilecek kadar BAE’de zaman geçirmiştim” diyen McNamara, 69 yaşındaki Şeyh Nahyan’ın villasından koşarak kaçtığını, bir taksiye binerek oradan kurtulabildiğini söyledi. McNamara iddialarını kanıtlamak için de festival başkanı Peter Florence ile yazışmalarını The Sunday Times ile paylaştı. Bu sırada Bakan McNamara’yı aramaya devam etti. Telefon kayıtları, olaydan sonraki gün Nahyan’ın 14 kez aradığını ve 16 Şubat Pazar günü de mesaj gönderdiğini ortaya koydu. İngiliz konsolosluğuna olan biteni anlatan McNamara, yetkililerin kendisine ülkeyi terk etmesi gerektiği, polise şikâyette bulunmaması aksi takdirde gözaltına alınabileceği yönünde uyarılarda bulunduğunu iddia etti.

TRAVMA YAŞADI

Gazetenin ulaştığı tıbbi raporda, McNamara’nın, olayın ardından travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaşadığı, geceleri tekrarlanan panik ataklar geçirdiği ve uyumakta zorlandığı ifadelerinin yer aldığı belirtildi. Öte yandan McNamara, festival komitesini de kendisine destek olmamakla suçladı.

SORULAR YANITSIZ

Nahyan cinsel saldırı iddialarıyla ilgili soruları yanıtsız bırakırken kendisini İngiltere’de temsil eden hukuk bürosundan “Müvekkilimiz bu iddia karşısında şaşırmış ve üzülmüştür” açıklaması yapıldı. Dünyanın en zengin dördüncü kraliyet ailesine mensup olan Nahyan’ın İngiltere’de çok sayıda mülkü var. Ailenin bir diğer üyesi Şeyh Mansur bin Zayed El Nahyan, Premier Lig kulüplerinden Manchester City’nin sahibi.

Devamını oku

GÜNDEM

Cumhurbaşkanı Erdoğan doğalgaz rezervini açıkladı: Toplam doğalgaz rezervi 405 milyar metreküp

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Test, analiz ve detaylı mühendislik çalışmaları sonunda keşfettiğimiz rezerve 85 milyar metreküp …

Yayınlanma tarihi

-

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Test, analiz ve detaylı mühendislik çalışmaları sonunda keşfettiğimiz rezerve 85 milyar metreküp daha ilave edildi. Böylece Sakarya sahasının Tuna-1 bölgesindeki toplam doğal gaz rezervi miktarı 405 milyar metreküpü buldu.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fatih sondaj gemisinde incelemelerde bulunmasının ardından yaptığı açıklamada, bugün hem Fatih sondaj gemisinin personelini tebrik etmek hem de keşfedilen rezervin yeni miktarını paylaşmak üzere geldiğini söyledi.

Fatih sondaj gemisini İstanbul’un fetihinin 567. yıl dönümü olan 29 Mayıs’ta Haydarpaşa Limanı’ndan Karadeniz’e uğurladıklarını hatırlatan Erdoğan, Trabzon Limanı’nda kule montajı, bakımı ve ikmali yapılan geminin 20 Temmuz’da Sakarya sahasının şu anda bulunduğu yerdeki Tuna-1 kuyusunda sondaja başlandığını ifade etti.

Erdoğan, yapılan çalışmalar sonunda deniz tabanının altındaki kuyunun ilk iki katmanında 320 milyar metreküplük doğal gaz bulunduğu müjdesini 21 Ağustos’ta ilan ettiklerini aktararak, şunları kaydetti:

“Bu tarihten sonra da sondaj faaliyetlerine devam eden gemimiz, 4 bin 445 metre derinliğe kadar ulaştı. Test, analiz ve detaylı mühendislik çalışmaları sonunda keşfettiğimiz rezerve 85 milyar metreküp daha ilave edildi. Böylece Sakarya sahasının Tuna-1 bölgesindeki toplam doğal gaz rezervi miktarı 405 milyar metreküpü buldu. Bu kuyudaki çalışma önceden planlandığı şekilde 4 bin 775 metre derinliğe ulaşılmasıyla sona erdi. Fatih sondaj gemimiz Filyos Limanı’ndaki bakım, ikmal ve teknik hazırlık safhalarının ardından inşallah önümüzdeki aydan itibaren sondaj faaliyetlerine yine Sakarya sahasındaki Türkali-1 kuyusunda devam edecek. Türkali-1 kuyusundan da çok kısa sürede sevindirici haberler almayı bekliyoruz. Tuna-1 kuyusunda keşfettiğimiz 405 milyar metreküplük doğal gazı burada kurulacak platform vasıtasıyla topraklarımıza ulaştıracak ve ülkemizin tamamına hizmet veren sisteme entegre edeceğiz. Hedefimiz 2023 yılında bu gazı milletimizin kullanımına sunmaktır. Böylece Türkiye tarihindeki en büyük hidrokarbon kaynağına kavuşmuş olacaktır. İnşallah Karadeniz’deki ve Akdeniz’deki yeni sondajlardan alacağımız müjdelerle bu kaynağı daha da genişleteceğiz.”

YERLİ DENİZALTI ROBOTU

Cumhurbaşkanı Erdoğan, halen Yavuz sondaj gemisinin, Barbaros Hayrettin ve Oruç Reis sismik araştırma gemileriyle birlikte Akdeniz’de faaliyetlerini sürdürdüğünü ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Kanuni sondaj gemimiz Karadeniz’deki sondaj faaliyeti için yola çıktı. Yıl sonuna kadar fiilen kuyu açmaya başlayacak. Hepsi de Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na ait sondaj gemilerimiz, dünyadaki toplam derin deniz sondaj filosunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturuyor. Sismik araştırma gemilerimiz de kendi alanlarının en modern donanımlarına sahiptir. Fatih sondaj gemimiz, ekipmanın ve ekibin millileştirilmesi yolunda önemli bir adımdı. Şimdi yeni bir adım daha atarak uzaktan kumandalı ileri teknoloji ürünü denizaltı robotumuzu da yerli ve milli imkanlarla petrol sektörümüze kazandırdık. ‘Kaşif’ adını verdiğimiz bu denizaltı robotu sayesinde yüzlerce metre derinlikteki ihtiyaç duyulan elektrik ihtiyacını ve video görüntülerini uzaktan kumandayla hiçbir riske girmeden elde edebileceğiz. Denizaltı robotumuzun ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.”

Erdoğan, Karadeniz’de bulunan Fatih sondaj gemisini ziyaretindeki konuşmasında, keşfedilen hidrokarbon kaynaklarının ekonomik değer olarak çok önemli bulunduğunu, Türkiye’nin bu konuda net ithalatçı bir ülke olduğunu söyledi.

Rusya, İran ve Azerbaycan’dan doğal gaz, Cezayir, Katar, Nijerya ve Amerika gibi yerlerden de sıvılaştırılmış doğal gaz ithal edildiğini ifade eden Erdoğan, “Ülkemizin çeşitli yerlerinde küçük miktarlarda petrol ve doğalgaz çıkıyor olmakla beraber bunlar toplum olarak toplamda tüketimimiz içinde bir hayli yetersiz düzeydedir. Karadeniz’de keşfettiğimiz rezerv ülkemizin bugüne kadarki en büyük hidrokarbon kaynağıdır. Devamının da geleceğine inandığım bu keşiflerle inşallah ülkemizin doğal gazda dışarıya bağlılığı önemli ölçüde azalacaktır. Bu aynı zamanda milletimize daha ucuz doğal gaz hizmeti verebileceğimiz anlamına da geliyor.” diye konuştu.

Erdoğan, Türkiye’nin sahip olduğu güçlü alt yapısı sayesinde sondaj çalışmalarını dışarıdan kiralamaya göre gerçekten çok uygun bir maliyetle ve güvenle gerçekleştirdiğini dile getirerek, gazın kalitesinin yüksekliğinin işletme maliyetlerinin de minimum seviyede olacağına işaret ettiğini kaydetti.

Kalkınma ve büyüme çabasının en büyük kalemini oluşturan petrol ve doğal gazda dışarıya ödenen miktar azaldıkça bu hizmetlerin millete daha hesaplı sunulabileceğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

“Böylece ülkemizde kalan kaynağı da yatırıma, üretime, istihdama yönlendirme imkanına kavuşacağız. Ancak bu keşfin en az miktarı ve değeri kadar önemli kabul ettiğim bir diğer husus da Türkiye’nin yürüttüğü tarihi istiklal ve istikbal mücadelesi sürecinde milletimize büyük bir moral vermiş olmasıdır. Yıllarca gıptayla baktığımız hidrokarbon zenginliklerine artık ülkemizin de sahip olabileceğini görmemiz inşallah diğer alanlardaki mücadelelerimizin başarıya ulaşacağının da işaretidir. Dünyada son bir asırda yaşanan çatışmaların çoğu hidrokarbon kaynaklarına sahip olabilmek için çıkmış veya çıkartılmıştır. Türkiye bu çatışmaların tamamen dışında kalarak kendi emeği ve gayretiyle bugün bulunduğu yere gelmiştir. Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarını paylaşım mücadelesinden Türkiye’yi dışlama çabalarına rıza göstermeyerek yeni bir dönemin kapısını açtık. Ülkemizin ve Kıbrıs Türklerinin haklarını yok sayan hiçbir plana, hiçbir girişime, hiçbir oldubittiye izin vermemekte kararlıyız. Buradan bir kez daha tekrarlıyorum. Bizim kimsenin hakkında, hukukunda özellikle de toprağında gözümüz yoktur. Biz sadece kendi haklarımızın müdafaası içindeyiz. Bu mücadeleyi başarıya ulaştırmak için diplomasinin tüm yollarıyla birlikte gücümüzün tamamını kullanmakta kararlıyız. Doğu Akdeniz’de barışı, huzuru, istikrarı egemen kılmanın yolu Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarına saygılı olmaktan, tanımaktan, teslim etmekten geçiyor. Bunun dışındaki hiçbir zorbalığa ve komedi düzeyine varan oyunlara eyvallah etmeyeceğiz.”

“AVRUPA BİRLİĞİ’NİN GÜVENİLİRLİĞİ ZATEN AZALMIŞTI”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Birliğinin (AB) bu konuda Yunanistan ve Rum kesiminin adeta esiri haline gelmiş olmasının en çok yine AB’ye zarar verdiğini dile getirerek, şöyle konuştu:

“Ülkemize bugüne kadar savunduğu tüm değerleri hiçe sayma pahasına uyguladığı çifte standart sebebiyle Avrupa Birliği’nin güvenilirliği zaten azalmıştı. Şayet hali hazırdaki tartışmalarda Doğu Akdeniz’de adil bir tutum takınmaz ise bu durum artık Avrupa Birliği’nin sonunun geldiğinin resmen ilanı olacaktır. Irkçılık ve İslam düşmanlığı bataklığında çırpınan, İngiltere’nin ayrılmasıyla güç kaybeden Avrupa Birliği, doğal kaynakların adil bölüşümü konusunda devre dışı kalmasının yükünü taşıyamaz. Biz her şeye rağmen Avrupa ile kadim tarihi geçmişe sahip siyasi, ekonomik, kültürel ilişkilerimizi geliştirerek sürdürmekten yanayız. Burada cevap bekleyen tek soru: Avrupa Birliği’nin bunu isteyip istemediğidir. Salgının da etkisiyle küresel ve bölgesel düzeyde bir yeniden yapılanma sürecinden geçildiği şu kritik dönemde bunun cevabını Avrupa Birliği’nden başka verebilecek merci yoktur.”

“HİDROKARBON KAYNAKLARI ARAMAYI SÜRDÜRECEĞİZ”

“Türkiye olarak biz kendi işimize bakıyoruz.” diyen Erdoğan, bundan sonra da böyle devam edeceklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Karadeniz’de ve Akdeniz’de hidrokarbon kaynakları aramayı sürdüreceğiz. Suriye’de, Libya’da, Azerbaycan’da, Hakk’ın ve haklının yanında durmayı sürdüreceğiz. Sınırlarımız içinde ve dışında terör örgütleriyle mücadelemizi kesintisiz şekilde yürütmeyi sürdüreceğiz. Ekonomimizi, üretim, ihracat, istihdam odaklı olarak büyütmeyi sürdüreceğiz. Dünyanın neresinde olursa olsun gözünü ve kalbini ülkemize yöneltmiş tüm mazlumlara ve mağdurlara el uzatmayı sürdüreceğiz. Milletimize her alanda hak ettiği hizmetleri getirmeyi, dev projeleri hayata geçirmeyi, yenilerini devreye almayı sürdüreceğiz. Bu uğurda gerekirse canımızı ortaya koymak dahil, hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacağız. Türkiye’yi girdiği bu yoldan döndürmeye ne darbeler ne ekonomik tuzaklar ne siyasi ayak oyunları ne de içi boş tehditler kafi gelir.”

Son yıllardaki girilen her mücadelede elde edilen başarıların gerisinde, milletin sergilediği sağlam birlik ve beraberlik ile devletin tüm kurumlarının ahenk içindeki çalışması olduğunu kaydeden Erdoğan, “İnşallah bu güzel tabloyu bozmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. 2023 hedeflerimize ulaşana, bizden sonraki nesillere 2053 vizyonunu hayata geçirebilecekleri büyük ve güçlü bir Türkiye bırakana kadar durmayacağız, duraksamayacağız. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.” dedi.

Erdoğan, Fatih sondaj gemisinin personelini tebrik ederek, “Tuna-1 kuyusundan çıkaracağımız yeni rakamıyla 405 milyar metreküp doğal gazın ülkemize milletimize ve hayırlı bereketli olmasını diliyorum.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından kaptan köşküne geçerek, kaptanlar Selçuk Koyuncu, Mustafa Özdal ve Barış Ersoy ile de görüştü.

Erdoğan’a, Fatih gemisinin rezerv keşfi dolayısıyla, Osmanlı’da zafer kazanan donanma gemilerine asılan sancak hediye edildi.

Kaynak: NTV

Devamını oku

ÖNE ÇIKANLAR