Takip Edin

KÜLTÜR SANAT

Afrika’da iktidar kabalığı üzerine

İBRAHİM DEMİRCİHece dergisi ve yayınları, Afrika’ya özel bir önem veriyor. Hece’in 2007 yılı Haziran sayısı iki ciltlik bir Afrika Özel Sayısı …

Yayınlanma tarihi

-

İBRAHİM DEMİRCİ

Hece dergisi ve yayınları, Afrika’ya özel bir önem veriyor. Hece’in 2007 yılı Haziran sayısı iki ciltlik bir Afrika Özel Sayısı olarak yayımlanmıştı. Özel sayının 1. cildinde Achille Mbembi’nin “Hareket Halindeki Zaman” başlıklı yazısını İsmail Aydın’ın Türkçesiyle okumuştuk (s. 138-159). Yazının 2. dipnotunda bu metnin On the postcolony adlı eserin giriş makalesi olduğu ve o kitabın Hece Yayınları arasında çıkacağı haber verilmişti. O haber nihayet gerçekleşti ve Postkoloni Üzerine, Merve Yalçın ve Mesut Yalçın’ın Türkçesiyle okura sunuldu.

Dergideki “Hareket Halindeki Zaman”ı kitapta “Akıp Giden Zaman” biçiminde görünce çeviri işinin ne kadar cilveli bir iş olduğunu düşünmeden edemedim.

Postkoloni Üzerine’nin editörlüğünü üstlenmiş olan Ahmet Sait Akçay, kitaba bir önsöz yazmış. Akçay’ın 14 sayfalık önsözü, kitabın ana temalarını, yöntemini ve içeriğini âdeta özetleyen bir çalışma olmuş. Onu okuduktan sonra, kitabı okumasam da olur gibi bir duyguya kapıldığımı itiraf etmeliyim.

Kamerunlu yazarın çalışmasında dikkat çekici noktalardan biri, dipnotların çokluğu ve çeşitliliği. Birçok kaynağın ikinci bir dildeki versiyonunu da belirtmekten kendini alamamış. Afrika’ya ilişkin çalışmaların zenginliği, gerçekten hayret ve hayranlık uyandıracak boyutta. Kaynakça bölümü yirmi üç sayfa tutuyor (s. 309-332).

Yazar, eserine Conrad’ın romanı Karanlığın Yüreği’nden bir alıntıyla başlamış. “Hayır, insanlık dışı değildiler. Yani, aslında en kötüsü de buydu -insan olma ihtimalleri.(…).” (s. 3) Batılının bu benmerkezci bakışının hem kendisi için hem bütün insanlık için büyük sorunlara yol açtığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

“Afrika ile ilgili gerçekçi konuşmak şimdiye kadar kolay olmamıştır.” diyerek söze başlayan yazar, bir cümle sonra ilk dipnotunu vererek okuru kendisinin bir yazısına yönlendiriyor. O yazı otobiyografik bir metin ve doğrusu beni heyecanlandırıyor. O metni bulmak ve okumak isteği kabarıyor içimde.

“Bitmeyen dogmatik uyku”dan söz eden yazar, Batılı bütün yaklaşımlar hakkında esaslı tespitler yapıyor, kayda değer eleştiriler yöneltiyor (s. 6-16). Bunu yaparken oldukça mütevazı davrandığı dikkati çekiyor: “Asıl amacım, ‘mevcut gerçekliği tüm dolaysızlığıyla yakalamak ve yeniden oluşturmak’ olmadı hiçbir zaman. Dünyaya doğan ve onun bir parçası olan bana, söylenemeyen şeyleri ifade etmeye çalışmak yetiyordu.” (s. 29).

ÖĞRENTİCİ DÜŞÜNDÜRÜCÜ VE EĞLENDİRİCİ

Postkoloni Üzerine Achille Mbembi ÇEv. Merve Yalçın, Mesut Yalçın Hece Yayınları 2021 352 sayfa

Kitabın birinci bölümü: “Buyruk üzerine”, öldürme hakkı, itaat ve itaati meşru kılma biçimleri; şiddet, transferler ve tahsisat, içpatlama alt başlıklarına ayrılmış.

İkinci bölüm: “Şahsi, dolaylı hükümet”, ekonomik şiddet, kamu iktidarı ve şahsi egemenlik: devletin maskeleri, bir ihtimal olarak demokrasi konularını ele alıyor.

Üçüncü bölüm: “Kabalığın estetiği”, aşırılık ve sömürü yaratıcılığı, samimi zorbalık başlıkları altında Afrika’da siyaset ile toplum arasındaki ilişkiyi değerlendirmeye çalışıyor.

Kitabın öğretici ve düşündürücü olduğu kadar eğlenceli de olan bölümü, dördüncü bölüm: “Nesne ve varyasyonları”. Altı alt başlığa ayrılan bu bölümde 22 karikatür de yer alıyor. (217. sayfadaki karikatüre 22 yerine yanlışlıkla mükerreren “19” numarası verilmiş.) Benzerlerini Asya’nın ve Güney Amerika’nın çeşitli ülkelerinde ve elbette ülkemizde de görebileceğimiz “otokrat”ın gülünç veya acıklı davranışlarının sergilendiği karikatürler ve yorumlardan bazıları insanı gülümsetirken çoğu, insanın içini acıtıyor. “Bir anda eski bir Hristiyan olan otokrat bir Müslüman’a dönüşür. Sonraki dakika, yerde secde ederek surelerini okur. Aynı şekilde, masonlar gibi davranmaz; onlardan biri olur. Tüm bu şekil değiştirmeler yetmezmiş gibi, daha sonra bir Rosicrucian (Gül Haçlı) olur.” (s. 201).

İNANÇ ÜZERİNE

Beşinci Bölüm: “Dünya dışı”. Hezeyan ve kölelik alt başlıklarını taşıyan bu bölüm, bir çeşit ölüm felsefesi olarak da okunabilir.

Altıncı bölüm “Tanrının Fallusu”nu okurken Vole Soyinka’nın Afrika Üzerine kitabı hakkında yazdığım metni hatırladım: “Wole Soyinka da bir Afrikalı olmasına rağmen pek çok Avrupalı düşünür gibi, Tanrı’nın insan zihni tarafından üretilmiş bir ‘kavram’ olduğuna inanıyor.” (Yeni Şafak Kitap, 15.09.2018) Achille Mbembe de “tek Tanrı fantezisi”nden söz ediyor. Yahudilik ve Hristiyanlığın tanrı algısından ve tarihinden söz eden yazarın bu bölümde Müslümanlıktan hiç söz açmaması ilginç göründü bana.

Kitabın sonuç bölümü: “Son dönemeç”in alt başlıkları: Köle, hayvan ve yerli; vahşileşme süreci, ayna ve barındırdıkları.

Postkoloni Üzerine duyarlı, bilgili, bilinçli ve esprili bir zekânın sunduğu bir şölen sanki. Yazar, son paragrafta Nietszche’den bir alıntı yapmış: “Önce bir insan olarak eğlenmeyi öğrenmeliyiz.” (s. 307).

Eğlenmeyi öğrenelim ama daha çoğuna ihtiyacımız var. Faruk Uysal’ın Hece’nin Şubat 2021 sayısında yayımlanmış olan “Bilal” şiirinin son dizeleri o ihtiyaca işaret ediyor:

bir kez olsun kalbinizle dinleyin
efendilik artık bitsin
hissetmek çıplak ayaklarınızı toprağa haz versin.

Kaynak: Yeni ŞAFAK

KÜLTÜR SANAT

‘Kusursuz kulak’ Bager, karla kaplı Muş Ovası’nda piyano çaldı

Murat Paşa Mahallesi’nde yaşayan doğuştan görme engelli ve “absolut” (kusursuz) kulağa sahip Çalışcı, kendini geliştirmek için çalışmalarını …

Yayınlanma tarihi

-

Murat Paşa Mahallesi’nde yaşayan doğuştan görme engelli ve “absolut” (kusursuz) kulağa sahip Çalışcı, kendini geliştirmek için çalışmalarını sürdürüyor.

Yeteneğini keşfeden kendisi gibi görme engelli müzik öğretmeni Caner Keser’in desteğiyle köyde konser veren Çalışcı, karla kaplı arazide ağacın altında piyano çalma hayalini babasına iletti.

Bunun üzerine oğlunu Muş Ovası’na getiren baba Çalışcı, bir ağacın altında piyano çalmasını sağlayarak, mutluluğuna ortak oldu.

“Kusursuz kulak” Bager’in dokunuşlarıyla piyanonun tuşlarından yükselen melodiler, ovanın geniş arazilerinde doğanın sessizliğiyle bütünleşti.

“BU ORTAMDA PİYANONUN SESİ HARİKAYDI”

Çalışcı, AA muhabirine, doğada sessiz bir yerde piyano çalma hayalini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadığını söyledi.

Piyanoyu çok sevdiğini ve iyi eğitim alarak başarılı bir piyanist olmak istediğini anlatan Çalışcı, “Bunun için bir yolculuğa çıktım. Güzel hayallerim var. Kimseye yük olmadan kendi ayaklarım üstünde durarak bunları gerçekleştirmek istiyorum. Babam bana karın nasıl yağdığını anlattı. Ben de bozkırda, bembeyaz, karla kaplı alanda bir ağacın altında piyano çalmak istediğimi söyledim. Bu hayalimi gerçekleştirdim. Bu ortamda piyanonun sesi harikaydı. Beni heyecanlandırdı. Çok mutlu oldum. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a da piyano çalmayı çok istiyorum.” şeklinde konuştu.

“OĞLUMUN HAYAL ETTİĞİ GİBİ BİR YERE GELDİK”

Baba Çalışcı ise piyano sesinin doğada nasıl yankı bulacağını merak eden oğlunun isteğini yerine getirdiğini belirtti.

Oğlunun hayallerini gerçekleştirmesi için elinden gelen desteği vereceğini aktaran Çalışcı, şunları kaydetti:

“Oğlumun hayal ettiği gibi bir yere geldik. Ona bembeyaz bir ovanın ortasında ve bir ağacın altında olduğumuzu anlattım. Çok heyecanlandı ve uzun süre piyano çaldı. Sessiz ortamda nota seslerinin kulağına nasıl geleceğini öğrenmek istiyordu. Bu tür ortamların kulağını, beynini geliştireceğine inanıyoruz. Çok yetenekli bir çocuk. Bazen yerde uzanıp başını ellerinin arasına alarak saatlerce kafasındaki sesleri dinler. Sonra kalkıp piyanoyla bestesini çalar. Sanki daha önce yaptığı beste üzerinde saatlerce çalışmış gibi net bir çalışma çıkarır. Burada yaptığımız etkinlik onun bu yolculuğundaki çalışmalarına ışık tutacak.”

 

 

KAYNAK: AA

Devamını oku

KÜLTÜR SANAT

Modern felsefenin karanlık tarihi

KÂMİL EŞFAK BERKİFelsefenin kendinden ibaret kalmışlığı söz konusu. Bu kritik eşik, felsefenin sıkışması, buna karşın üstten bakışı; başta Din …

Yayınlanma tarihi

-

KÂMİL EŞFAK BERKİ

Felsefenin kendinden ibaret kalmışlığı söz konusu. Bu kritik eşik, felsefenin sıkışması, buna karşın üstten bakışı; başta Din olmak üzere Sanat, Edebiyat-Şiir; hatta Tarihin mecrasıyla bir alışverişi olmamak dirseğine kadar büzülmüş değil mi?

Eski Yunan’da Felsefenin beliriş önceliğine bakılınca, M.Ö. VI. yüzyıla kadar birikmiş olan ve ironik bir biçimde “Sokrat-öncesi” ayırmasıyla anılan doğa filozofları sayesinde o toplumda “düşünme etkinliği” çok hareketli bir alandı, toplumu karakterize etmişti. Oylumlu felsefe sözlükleri bir hususta aynı düşünür: Nedir bu? Doğa filozofları, Tanrı’yı aramaktan çok doğaya takılmışlardı. Çoğunda Tanrı’yı inkâr bir amaç olmasa da: “Doğanın her durumda yine doğanın kendisi aracılığıyla” doğada asal anlamda bulunan ‘kendilik’lerden yardım alınarak araştırılmasıyla başlamış olan bu sürecin rotasından çıkışını felsefe tarihçileri saydam bir gösterme ile karşımıza getirirler. Düşünme etkinliğinin söylenler (mitos) ile dinsel açıklamaların egemenliğine dayalı “usdışı” ögelerden ayıklanmasıyla, doğa üstü birtakım kaynaklara başvurmanın bir yerde önü kesilmiş oldu. Sokrates davetsiz misafir gibi ev sahiplerinin tadını kaçıran sorular soruyordu Atina gençlerine. Onun sözel yöntemi bir yandan da -kader ironisi çalımlı- küçümsenir. Oysa Sokrates’in açtığı çığırda ilk yetişen Platon olduğu, ondan da Aristoteles’in oluşması gerçeği ortadadır. Akım, okullaşmıştır.

ZEUS’UN DİNLEŞEN ÖYKÜSÜ

Modern Felsefenin Karanlık Tarihi Bernard Freydberg Çev. Öznur Karataş VakıfBank Kültür Yayınları 2020 224 sayfa

Sokrates, ruhçuluğu ve tek Tanrı inanışıyla Atina’yı sarsmıştır. Üstünde durulmaz; apaçıktır: Sokrates Zeus tapısının mutlak gerçeklikle bir ilgisi olmadığını biliyordu. Zeus Batı Afrika’da Atlas sıradağlarının bulunduğu diyarda bir devlet kurmuş olan Kronos’un oğluydu. Halkına çok iyi olan ve çok sevilen baba ölünce, baş gösteren taht kavgasında Zeus kendisini Tanrı ilân etti. O devlet çöktükten sonra öyküsü Yunanistan’da dinleşti.

Günümüz Batı aydınları bu öykünün içeriğini sorgulama çekingenliğinden sıyrılamıyor denebilir.

Modern Felsefenin Karanlık Tarihi, yazarı Bernard Freydberg 1947 doğumlu bir Amerikan felsefecisi. Slippery Rock Üniversitesi ve Duquense Üniversitesi Felsefe bölümünde emeritus profesör olarak görev yapmaktadır. Kitabı Öznur Karakaş Türkçe’ye kazandırdı.

Freydberg “şimdiye kadar yazdığım en iddialı kitabım” demekte: Modern felsefe tarihi dersleri genelde önemli şahıslar üzerinden bir ilerleme şeklinde anlatılır; bu bir anlamda doğrudur da. Descartes’la başlanır; “rasyonalistler” ve “ampristler” kronolojik olarak devam eder ve bu araştırmayı her iki kesimi birleştirmeye çalıştığı düşünülen Kant’la sona erdirilir. Aklın rolünün belirlenmesinin modern felsefenin esas konusu olduğunu teslim eder.

Buraya kadar iyi. Fakat Prof. Freydberg içindeki bir huzursuzluktan bahsetmekte. Aklın rolü konusundaki netlik, onu rahatsız etmeye de devam etmekteymiş. Çünkü diyor: “Bu huzursuzluk, tabiatı gereği modern felsefe çağının çıkış noktasının başka bir büyük çağ olan Yunan düşüncesi oluşu.” Profesör keskin bir virajı hızla alıyor: “Gelgelelim böyle yaparak modern felsefe, sadece akıl dışı yollarla erişilebilen Delphi Tapınağı’ndan çıkma o karanlık sahayı bastırmayı başardı.”

Freydberg demiştir ki: “Bu kitapta, öğretileri bir tarafa bırakarak modern araçlarla girilemeyen sahalara yüzümü döneceğim. Diğer bir deyişle; düşüncenin dağıldığı kavşakta, idrak edilmeyi bekleyen en ilginç alanlarda dolanacağım. Bu kavşaklara çatlaklar (fissures) diyorum.

Freydberg’in ÖNYARGI’ya tavır aldığı ve yöntem geliştirdiği besbelli. Eserinin Giriş bölümüne aldığı uzun pasaj, bir meydan savaşını tepeden izliyoruz hissi yaşatabilir. Harfleri büyütüyorum: ANTİK YUNAN ŞİİRİNDEN ve BELLİ BİR YORUM ÜZERİNDEN ELE ALINAN ANTİK YUNAN FELSEFESİNDEN GEÇER. Peki nedir geçen? YUNAN ŞİİRİ ve ONUN YUNAN FELSEFESİNDEKİ ROLÜNÜN ÖNEMİ…

Heidegger bir anlamda Felsefenin sona erdiğini ihsas eserek, Düşünce’ye dönmek gerektiğini açıkça söyler. Türkiyemizde Heidegger’in varoluşçu bir filozof olduğunu Beyoğlu’nda hınca hınç salonlarda teatral pandomime çevirerek sunanlar ne derler bilinmez ama Heidegger, geriye dönüp Platon’dan başlayarak yeni bir düşünce kurmaktan söz etmişti.

HAKİKATTEN UZAKLAŞTIRAN DOKUNUŞLAR

Kendine özgü bir sorgulayıcı olan Karl Jaspers, Felsefe Nedir? kitabında: Felsefenin Sonu Geldi mi? Bölümünde; Felsefenin Geleceği üzerine Willy Hochkeppel’in sorularını yanıtlarken yeni açılar açar. Tam da felsefî inatlaşmaları fikri sabit haline gelmiş, Hakikat arayışından uzaklaşışları faş eden dokunuşlar bunlar. Onun nezaketen demediğini biz diyelim, Jaspers, kendini Heidegger gibi bir efsane haline getirmeden, belki de bundan hassasiyetle kaçınarak. Jaspers’a göre: “Felsefe Kutsal Kitap’a dayalı bir din konusunda çalışır: Felsefe, Batı’da, belli bir olgu içinde kapanıp kalamaz; nitekim Nietzsche’ye değin, büyük bilgelerden hiçbiri Kutsal Kitap’ın, temel bilgisi olmadan felsefe ile ilgilenmemiştir. Bu olgu bir rastlantı değildir.” Felsefe, insan toplumu dine dayanmazsa dünyada varlığını güçlükle sürdürür. (Felsefe Nedir? Türkçesi: İsmet Zeki Eyüboğlu)

Prof. Freydberg’in birçok sorguları arasında Sokrates’in ihmal edilemezliği, Homeros’un mihenk taşı şiiri, Spinoza’ya ayırdığı yer, Kant, Bacon, Leibniz, Nietzsche, Öklit, Platon bağlamları taşları yerli yerine oturtan değerde çözümlemeler içerir. Pandemi aylarına denk gelmiş olması (Haziran 2020) bir dezavantaj olamaz.

Kaynak: Yeni ŞAFAK

Devamını oku

KÜLTÜR SANAT

Sümela Manastırı’nda UNESCO Dünya Miras Listesi hedefi

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu, yaptığı yazılı açıklamada Trabzon’da turizmin geliştirilmesi ve 12 aya yayılması …

Yayınlanma tarihi

-

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu, yaptığı yazılı açıklamada Trabzon’da turizmin geliştirilmesi ve 12 aya yayılması noktasında çalışmaları sürdürdüklerini kaydederek, amaçlarının tarihi ve doğal güzellikleri ile ünlü Trabzon’u çekim merkezi haline getirmek olduğunu ifade etti.

Uzungöl’ün cazibesini daha da artırmak için çalıştıklarına dikkati çeken Zorluoğlu, Uzungöl’ün Çevre Rehabilitasyon Projesi’nin 1’inci etap çalışmaları kapsamında, gölün çevresinde peyzaj çalışmaları ile tretuvar ve aydınlatma düzenlemesi yapıldığını 2’nci etap proje çalışmalarının da sonuna gelindiğini kaydetti.

Zorluoğlu, Uzungöl’de çok daha yeşil bir göl çevresi oluşturmaya çalıştıklarını vurgulayarak, “Hedefimiz 2022 yılı sonuna gelindiğinde daha farklı bir Uzungöl ortaya çıkarmak. Bu seneden itibaren hem işletmeci olarak hem de zabıta ve güvenlik birimlerimizle 7/24 bölgede var olacağız” ifadelerini kullandı.

Sümela Manastırı, önemli bir destinasyon olacak
Sümela Manastırı’na yapılması planlanan teleferik projesinin tamamlandığını aktaran Zorluoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: “Birinci ayağı vadinin içerisinden başlıyor ve Sümela’ya uzak ancak yüksekçe bir noktaya ulaşıyor. İkinci ayağı ise Sümela’ya yakın bir noktaya sizi taşıyor, dolayısıyla iki duraklı bir teleferik sistemi. Başlattığımız süreçle önümüzdeki yıllarda Sümela Manastırı’nın Dünya Mirası Listesi’ne alınmasıyla ilgili çalışmayı tamamlayacağız ve Sümela Manastırı artık dünyada çok daha bilinen, ziyaretçilerin gelmeyi daha çok arzu edecekleri bir destinasyon haline gelmiş olacak.”

Zorluoğlu, dünyanın en uzun ikinci mağarası kabul edilen Çal Mağarası’nda da acil durum planına göre kamera sistemi, aydınlatma sistemleri, alarm sistemleri ve acil durum çıkış noktalarında düzenlemeler yapıldığına dikkati çekerek, çalışmalar sonrasında mağaranın her açıdan çok daha cazip hale geleceğini bildirdi.

Atatürk Köşkü’nde 2014 ve 2016 yılları arasında kısmi çalışmalar yapıldığına vurgu yapan Zorluoğlu, uzmanlardan oluşturulan komisyonla birlikte restorasyon çalışmaları yapılan köşkü daha güzel bir noktaya taşıyacaklarını aktararak, “Salgın sürecine rağmen Atatürk Köşkü yerli ve yabancı turistlerimiz tarafından bu yıl da büyük ilgi gördü. Yeni turizm sezonunda pandeminin etkisinin de azalmasıyla Atatürk Köşkü’nün daha çok misafire ev sahipliği yapacağına inanıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Zorluoğlu, yerli ve yabancı turistlerin şehir merkezindeki uğrak yeri olan Boztepe’yi bambaşka bir kimliğe kavuşturmak istediklerini ifade ederek, bölgeyi estetik açıdan güzelleştirip halkın daha çok yararlanacağı bir mekan haline getireceklerini kaydetti.

“KIZLAR MANASTIRI’MIZ DA ÖNEMLİ BİR DESTİNASYON MERKEZİMİZ OLACAK”

Restorasyonu tamamlanan önemli turizm destinasyonlarından Kızlar Manastırı’nın mülkiyetinin 2019 yılının aralık ayı itibarıyla Büyükşehir Belediyesine devredildiğini anımsatan Zorluoğlu, şöyle devam etti: “Kızlar Manastırı’mız, yeni yüzüyle müzikten tiyatroya, resimden edebiyata, sanatın her alanında, kültür sanat merkezi olarak turizme katkı sağlayacak. Salgın süreci olmasaydı çalışmaları tamamlanan ve gece ışıklandırması da yapılan Kızlar Manastırı’nı çoktan hizmete açmış olacaktık. Açılışını yaptığımızda Kızlar Manastırı’mız da önemli bir destinasyon merkezimiz olacak.”

Zorluoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıyla korunan alan olarak ilan edilen Barma Yaylası’nda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile birlikte Doğa Eğitim Müzesi, ahşap seyir terasları ile yürüyüş yolları çalışması gerçekleştirildiğini ve projeyi 2021 yılının ağustos ayında bitirmeyi hedeflediklerini belirtti.

Kaynak: NTV

Devamını oku

ÖNE ÇIKANLAR